Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi (Sayı:47)

 


Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi 3 ayda bir yayınlanır.
Yazışma Adresi : Ankara Cad. 292/B 16330 Yıldırım-BURSA

 

 
 

BAŞMAKALE: Şimdi kinin, nefretin zamanı ? / Mehmet ALEV 

 

 

Geniş bir coğrafyada yaygın olarak kullanılan kardeş ülke ve topluluklar arasında güçlü bir bağ kuran Türkçe, sahip çıkmamız gereken en önemli zenginliklerimizdendir.”

Ahmet Necdet Sezer

T.C. Cumhurbaşkanı

Şurada, bir hafta önce, basında Türkçe ile ilgili bir haber okumasaydım, hiç olmazsa bu sayımızın bu köşedeki yazısının konusu, çok daha değişik olur, örneğin bahara, erguvana kokardı. Ha yürek dayansın, bakalım dayanabilirse...

Hem de olay, İskeçe gibi bir yerde geçiyor. Bilmeyenler bilmez, İskeçe, Yunanistan denilen memleketin Batı Trakya bölümünde, basbayağı bir kent. Gittiğimiz, gördüğümüz yok. Gidenlerden, görenlerden duyduk. İskeçe’de hem Türkler, hem Yunanlılar yaşıyormuş. Türkler yaşıyormuş ama nasıl yaşıyormuş! Bir gidip onlara sormak lazım. Daha önceleri biliyorduk. Bu kentin bir başmüftüsü var. Baş müftü Emin Ağa’yı, Amerika gibi bir ülkede de duymayan, bilmeyen kalmadı. Müftülüğüne pişman ettirdiler adamı. İkide bir cezaevine atıyorlar, suçu da galiba Emin Ağa olmak, müslüman olmak!

Yunan makamları, şimdi de kalkmışlar, İskeçe kentinde Türkçe’ye baş göz açtırmıyorlar. Hadi, uzun yıllar Türk okulları, Türk dernekleri, daha nice Türk kuruluşları, tabelalarına Türk sözcüğünü yazamıyorlardı. Biri, okuluna Türk ismi geçen tabelayı astı, diyelim. Hemen Yunan polisi o tabelayı görür, yere indirirdi...

Dünya iyi bilir ki, Türkçe, Türk dili, Todor Jivkov hakimiyetindeki Bulgaristan’da en çok hakaretlere uğramış, dillikten çıkarılmıştı. Dünya, dünya olalı Bulgaristan’da Türkçe’nin çektiği sıkıntıları hiçbir dil çekmemiştir. Dünyanın bir köşesinde Türkçe’mizin çektiği sıkıntıların bir çeyreğini İngilizce çekmiş olsun, dakikasında o ülkeyi Başkan Bush, terörist ilân eder, vurma çarelerini arardı.

Ne sıkıntı çekmek!? Günümüzde İngilizce’ye öyle büyük rağbet var ki, onu hemen hemen her evde baş köşeye oturtuyoruz. Evimize gelen misafirlerimize, ne olur, biraz kısık konuşalım, bizim Serkan İngilizce’den ders çalışıyor, diyoruz.

Sakın yanlış anlaşılmasın. İngilizce’ye karşı şu kadarcık bir husumetim olamaz. İnsan hakları diyoruz. İnsan hakları var da, dil hakları yok mu? Niye bu yasaklar hep Türkçe’mizi buluyor?

Yalnız Yunanistan ile Bulgaristan Türkçe’ye böylesine acımasızca saldırıyorlar? Türkçe konusunda sadece bu iki ülkeyi suçlarsak, hata etmiş oluruz.

Bundan birkaç yıl önce ağır savaşın yaşandığı Kosova’da da Türkçe’nin düşmanları giderek artmaktadır. Oysa, bu yörelerde Tito zamanında bile insanlar, kendi aralarında, hele müslümanlar yalnız Türkçe ile tatlı bir ortamı yaratmayı başarmışlardır. O yılların canlı tanıkları hâlâ hayattalar. Esnafı, tüccarı, Türk’ü, Arnavut’u, Boşnak’ı Türkçe’ye ana dilleri gibi gördürtmüşlerdir.

Oradan bir Kırım’a atlayalım. Sakın, biz, Kırım diye bir ülke tanımıyoruz, demeyin. Tanımaz olabilirsiniz, bize kimse Kırım’ı öğretmedi. Zaten öğretilecek bir yeri kalmıyor Kırım’ın ki. Herkesin kurtarıcı bildiği Stalin, Kırım’da dünyanın en büyük katliamını yapıyor 18 Mayıs 1944 tarihinde, bundan tam 59 yıl önce, Kırım Türkleri o zamanlarki Sovyetler’in dört bir köşesine sürülüyorlar. Hem de bir günlük bir süre içerisinde. Domuz vagonlarına istif halinde yük yük Sibirya’ya, Orta Asya’nın kızıl çöllerine birbuçuk milyon halkın acısını, sızısını dünya duymaz. Duyar da duymazlıktan gelir. Ancak 1991 tarihinden sonra, ülkelerine dönme fırsatı yakalarlar. Okulları yoktur henüz. Sesleri kısıtlıdır. Dillerini doludizgin kullanamazlar. Hem Rusya, hem de Ukrayna, Kırım’da hakları olduğunu iddia ederler.

Irak Türkmenlerinin çektiklerini anlatabilmek için sözcüklerimizin yeteceğini pek sanmam. ABD güçlerinin tepe taklak devirdikleri Saddam, yalnız bu ülkenin Şiileri’ne değil, Türkmenleri’ne de etmedik komamıştır. Daha 1970’li yıllarda bu ülkeye yaptığı bir ziyareti anlatan Aziz Nesin, Irak’taki Türkmenler’in yaşadıkları yerleri ziyaret eder. Türkçe yasağını gözleriyle görür, yaşar. İlk başlarda büyük ümitler vaat eden bu kanlı diktatör, 200 Türk okulundan birkaç yıl sonra sadece sekiz tanesinin çalıştırılmasına salık verir.

Eğer yan yana getirilse, Saddam ile Jivkov’un Türkçe konusunda bir dersi öğrendikleri anlaşılır. Şimdi ikisi de yok ortada. Öyle ki, diktatörler ortadan kayboldukça Türkler de, güzel Türkçe’miz de biraz rahat nefes alacaklar, kanısındayım.

Şimdi kinin, nefretin zamanı ?