 |
Gazeteci-yazar Mehmet Türker’in beşinci kitabı “Hazanda Son
Yolculuk” Çağrı Yayınları”ndan çıktı. Türker’in bu üçüncü hatırat
kitabında Balkanlar’ın güçlü kalemi Ömer O. Erendoruk’la geçen
otuz dört yıllık az mutlu, çok çileli birliktelikleri
anlatılmaktadır. Kitap hakkında görüşlerini açıklayan şair
Süleyman Adalı “Kitap, bir anı demeti olmasına rağmen içerisinde
tarihler birer kuru zaman belirlemesi olmaktan çıkıp insanı
etkileyen duygu kümelerine dönüşmüş. Mehmet’in eserlerinde kendini
kolayca ele veren bir başka özelliği de onun öze olduğu kadar
ayrıntılara da önem vermesidir. Okuyucularına sunduğu bu kitabı da
duru, temiz ve akıcı bir dille yazılmıştır.
Kitabın, değerli dostum Ömer Osman Erendoruk’a lâyık olduğunu,
onun ruhuna yaraşır olduğunu belirtmekten mutluluk duyuyorum.”
diyor.
Okuyucumuz, Bulgaristan Türkleri’nin çilekeş yazar ve şairi
Erendoruk’un özgeçmişiyle, özellikle komünist sisteme karşı
direnişiyle, ceza evlerinde geçirdiği günlerle, çok sevdiği
anavatan Türkiye’de geçen son anlarıyla tanışma fırsatı bulacak.
Hatıralarda, bugüne kadar Üstad’ın hiç yayınlamamış fotoğrafları
ve kitabın ikinci kısmında hayattayken ve vefatından sonra basında
yayınlanan gazete ve dergi kupürleri de yer almaktadır.
Tel:
İstanbul 212-222 07 36 |
Köyümün
yağmuruyla yıkayın cesedimi,
Kurulayın bir tutam gürgen yaprağı ile.
Öyle kalsın silmeyin gözlerimdeki nemi,
Gökyüzünün balkıyan mavisi gelsin dile.
Anamın seccadesi kefen olsun nâşıma;
Çullayın üzerimi ayyıldızlı bayrakla.
Uzun bir yolculuğa çıkayım tek başıma,
Haşrolup üzerinde dolaştığım toprakla.”
Üstadım, mevtanı bu mısralarda vasiyet ettiğin gibi hazırlayamadık.
Sanki ecelinin ölümle özdeşleştirdiğin sonbaharda geleceğini
bilirmişcesine, sonun hazan mevsimine rastladı. Köyün Karakuz’da
gürgenler yaprağını çoktan döktü ve güzün yaprak yoktu gürgenlerde.
Kefen için annenin seccadesini de bulamadık. Ayyıldızlı bayrakla
çullasaydık seni, inan ki çok yakışırdı, buna lâyıktın. Bulgaristan’da
Türklük savaşında ön saftaydın ve Eski Zağra Ceza Evi, Belene Ölüm Kampı
ve Roman sürgünlüğünden muzaffer olan bir nefer olarak döndün.
Kusur görme Üstat, senin acı haberin aklımızı başımızdan aldı, bizi
affet! Ayyıldızlı bayrağı üzerine çullayamadık, ama bu bayrağı sadece
bir saat kadar süren son yolculuğunda değil, ebediyen üzerinde olması
için mezar taşına kazıtırız.
Mezarlığa doğru yola çıkarken de senin çok yakınında olmak için cenaze
arabasına bindim. Otuz dört yıldır gerek memlekette, gerek Türkiye’de
çok seyahatler yaptık seninle. Şimdi seninle yine bir seyahate çıktık,
ama bu bir öncekilere hiç mi hiç benzemiyor. Bizim yörede “Devlet
adamının götürdüğü döner, imamın götürdüğü dönmez” derlerdi. Seni
hayatında devlet birkaç defa götürdü hep döndün. Bu defa gidişinin en
kötüsü, çok üzgünüz, seni şimdi imam götürüyor. Maalesef, bu dönüşü
olmayan son yolculuk.