Rodoplar, Balkanlar’ın görmeye değer Rodopları, uçsuz bucaksız
çam ormanlarının kokusu, ona benzer ardıç, çitlembikler kokuları
da bir başkadır. En önemlisi de, her iki Arda’nın yamaçlarındaki
tarlalarda Cebel basma tütün kokusu da Rodoplar’ın bir başka
özelliğidir. Onun yanı sıra, belki görüp koklayamadığınız
Arda’nın da bir başka maden kokusu vardır. Zaman zaman çılgın
sularında alabalıkların çırpınıp kaynaşmaları da Arda’nın bir
başka güzelliğidir.
Bilimadamları dahi nehir deyince, ilk akla gelen; Tuna nehri,
ondan sonra Arda diye cevap vermişler. Tarihten beri bu nehir ve
Ardalar türküleriyle anılmaktadır. Önceden yazdığım şiirden bir
dörtlük:
İki Arda’nın birleştiği
Çam, ardıç ormanlarının yetiştiği
Arda’nın yamaçlarına yerleştiği
Işıklar Köyü’nde doğmuşum ben,
Cebel’in kolonyası dediğimiz
Tütün kokularına boğulmuşum ben.
Evet görmeye değer, bu diyarları, bu vadileri, bu yamaçları,
ormanları üstelik herkesin ve ünlülerin ziyaret ettiği tarihi
Şeytan Köprüsü’nü, hele hele kıvrım kıvrım, yılan gibi dolaşa
dolaşa akan biri küçük, diğeri büyük Arda, birinin rengi başka,
öbürünün rengi de bir başkadır.
Biliyorum, Ardaların azgın suları, nice gencecik canlar
aldığını, ağıtlar yakıldığını. Tarihten beri okunup söylenen
Yusufum türküsü:
Kırcali ile Arda arası
Saat sekiz sırası
Ben sana demedim mi Yusufum
Gitme gece yarısı
Aman bre deryalar
Kanlıca deryalar
Arda boylarına, ben kendim gittim
Dalgalar vurunca, ben Feridem için
Can telef ettim
Nerelere varayım ben,
Sabah olunca.
Evet, bu tarihi diyarları, yöreleri balta girmez, güneş görmez
ormanlar hakkında. Bakın, Hotaşlı (Rusalsko) muhtarı ne diyor?
“Dünyaca ünlü bu Cebel basma-altın tütünlerimizi, bu tarihi
ormanları, çamları Türklerden başka kimler yetiştirebilir,
kimler bu zorluklara katlanabilir, hep bunlar Türkün eseridir.”
Evet, hepimiz Osmanlı Türkleriyiz, hepimizin bildiği gibi,
Osmanlı Devleti kurulduktan sonra, Türklüğün dünyaya yayılması
için, Balkan ülkelerine de Konya’nın Karaman yöresinden, Aydın
taraflarından vs. başka yörelerden Türkler gönderilip
yerleştirilmiştir. Onun için bizler göçmen de olsak, yine
Türkiye’nin asıl Osmanlı Türklerindeniz.
Bulgaristan’ın Haskova, Kırcaali, Eğridere, Madan, Rodozem,
Komuniga, İstanmaka v.s. Bu bölgelerde doğup yetişen Türklerden
bugün Bulgaristan’da Türk bakan ve milletvekillerimiz var. Daha
da ötesi, bugün Türkiye Cumhuriyetimizde de, o yörelerde doğup
büyüyen daha sonra zorunlu veya serbest göçmen olarak Türkiye’ye
göç etmiş milletvekillerimiz, bakanlarımız, bürokratlar,
büyükelçiler, çok değerli işadamlarımız, örneğin: eski Başbakan
Yardımcımız Ertuğrul Yalçınbayır, milletvekilimiz Mustafa
Dündar, eski milletvekili Hayati Korkmaz vs. İşadamlarımızdan
rahmetli Ali Osman Sönmez, Mümin Gençoğlu, yakında vefat eden
Ali Durmaz, daha birçok işadamı, hepsi eğitime gönül vermiş,
okulsuza okul, aşsıza aş, işsize iş uğruna canlarını vermişler
ve vermektedirler.
Evet Kırcali’den Eğridere’ye tarihi Şeytan köprüsüne, Madan,
Rodozem’e, Çamdere, Hotaşlı’ya onlarca köylere ulaşabilmeniz
için, kıvrım kıvrım, yılan gibi uzayan yollardan, ara sıra
Ardalara ulaşıp, o vadilerden mis gibi kokan çam ormanlarından
geçeceksiniz. Ara sıra madenleri taşıyan kamyonlara
rastlayacaksınız.
Oralara ulaşmanız için, saatlerce yolculuğunuz, size belki beş
dakika gibi gelir. Küçük ve büyük Arda’nın manzaraları, o
vadiler yamaçlar, eski tarihi köyler unutulmayacak kadar
güzellikler, manzaralar insanı etkilememek elde değil. Alancıklı
Yılmaz Bayram’ın söylediklerine göre, Koca Arda’ya barajlar,
hidro elektrik santralleri kurmak için Türkiye tarafından
incelemeler yapılırmış. Zamanla Hotaşlı belediyesine bağlı
20’den fazla köy varmış, şimdi o köyler Türkiye’ye ve başka
yörelere göç etmiş çok az sayıda insan kalmış, evler de
yıkılmış. Zamanında ektiğimiz o çamlar kesilecek hale gelmiş,
devlet oralara yol yapmış, elektrik getirmiş, hatta elektrik
direklerini dahi helikopterlerle indirmişler.
Ey, benim toprak çiçekli köylerim
Eğriderem, Kırcalim, Cebelim,
Gölgem kalıyor, alın terim kalıyor
Diktiğim çam ormanların kokusu kalıyor
Çapa çapa ektiğim tütünlerin
kokusu kalıyor.
Kırcali deyince akla ilk gelen ünlülerden türkücü, trafik
kazasında ölen Kadriye Latifova, Osman Azizov dahası şair ve
yazarlarımızdan N.Perhadov, H.SalimKayacık, Osman Erendoruk,
Mehmet Alev gibiler bunlardan birkaçı. Örneğin milli şairimiz
Recep Küpçü, kendisini daha Kırcali pedagojisinden tanırım. Türk
düşmanı Jivkof döneminin ağır koşulları ve onu bezdirip,
milliyetçiliği ile tanınan Küpçü’nün ölümün sebep oldular. Şimdi
Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı, onun eserlerini ders
müfredatında yaşatmakta. Onun gibi Türklük uğruna çok sayıda
Türk vatandaşımız şehit olmuştur. Örneğin Kirli yöresinde küçük
yaştaki kız çocuğu Türkan da böyle can vermiştir. Onun uğruna
türk halkı modern bir çeşme yaptırmış ve her sene bölge halkı
onun ölüm yıldönümünü kutluyor. Onun için yazdığım şiirden bir
dörtlük
Ak Türkan çeşmesi ak
Kurnandan akan su
Bir sevgi suyu
Bir kardeşlik suyu
Bir özgürlük suyu
İçin kardeşler, için kana kana
Bu bir zemzem suyu, yıkayın elinizi yüzünüzü
Dua edin şehitTürkan’a
O, Rodopların sembolü,
Ölse de yaşayacak kalplerimizde.
Bu asimilasyon esnasında, o köylülerin çoğu zorunlu olarak başka
yörelere ve Türkiye’ye göç etmişler. Hotaşlı’ya (Rusalsko) bağlı:
Ürpek, Alancı, Karabekirli, Şerifler, Karallar, Işıklar
Sarıkayaaltı, Kıygınla, Katrancılar, Olcak, Terzler, Kerimler,
Göçekler, İbrahimler, Ganolları, Durallar, Sinanlar vs. adını
hatırlayamadığım birçok köy, yıkılmış, yaşanmaz hale gelmiş,
ayakta kalan iki katlı Hotaşlı Camisi, okuduğum ortaokul ve eski
belediye, şimdi muhtarlık olmuş. Çam ormanları yabani
hayvanlarla dolmuş, cirit atıyorlar, bu köylerde zamanında
haftalarca süren bayramlar, düğünler Rodopların bir de başka
güzelliğiydi. Hotaşlı’ya hep Ali Durmaz’lar diyarı derlerdi.
Türkiye’de fabrikalar kurdu, okullar yaptı. Okulsuza okul,
işsize iş, aşsıza aş sağladı. Ruhu şadolsun. Hotaşlı’nın şimdiki
muhtarı Ali Bey’in okuduğu ilkokulu, caminin, mezarlığın bakımı
ve onarımı için az miktarda para talebinde bulunmuş, tabii
bunlar tarihi eser, her zaman ziyaretçiler oluyor, ben de Durmaz
ile aynı okulda beraber okuduk. Ne yazık ki, Ali Beyin ömrü az
imiş. İnşallah kaldığı yerden çocukları devam ettirir. Fakat ne
de olsa bu yöreler, doğa güzellikleri görmeye değer. Bu saydığım
köylerde zamanında ne yol varmış ne de elektrik, arabayı bırak
at arabası dahi yürümezdi, hep patikalardan eşekle, katırla,
sırtla yük taşınırdı. Biliyorum, çok sefalet, açlık, yoksulluk
çektik, bunun için gençlik hep eğitime, zanaata yönelip geleceğe
hep umutla baktılar. Bu gün yetişmiş eleman olarak Türkiye
ekonomisine de son derece katkıda bulunmuşlar ve
bulunmaktadırlar.
Balkanların Türk katili Jivkov döneminde isim değiştirme uğruna,
Türklük uğruna mücadele eden ve bugün Türkiye’de yaşayan çok
sayıda vatandaşımız var. Örneğin yakında vefat eden Nuri Adalı,
23 yıl Belene zindanlarında bu büyük dava uğruna ömür tüketti,
yarım asırlık öğretmen Bekir S. Halim, PTT Müdürü Ramazan
Baştürk, Tıp mezunu Seydali Akgün, daha birçokları elleri
ayakları kelepçeli Belene zindanlarında çektikleri sefaleti bir
anlatıp dinleseniz ağlamamak elde değil, örneğin Trakya’da
yaşayan Seyidali Akgün şöyle diyor: “Gitti gençliğim gitti,
bırak kelepçeleri üstelik gece gündüz ceryana tuttular, ölüp
ölüp yeniden dirildim, yaptıklarını anlatsam inanılacak şeyler
değil, tamamen insanlık dışı, böyle bir asırda böyle bir zulüm,
dünyanın hiçbir yerinde olamaz, böyle bir zulme dünyanın nasıl
sustuğuna hâlâ inanamıyorum, Türkiye’nin girişimleriyle yine
kurtulabildik. Teşekkürler canım, kanım feda olsun Türkiyem.”
Daha birçok konuşmaları da beni ağlattı.