Bilmem, hiç dikkatinizi çekmiş midir; Türk olmayan milletler,
Türklere karşı duruşlarında, inanılması güç bir düşünce ve
eylem birliği sergiliyorlar. Böyle bir küçük yazıda, bunun
nedenlerini, çıkış noktalarını, boyutlarını bir bir irdeleme
olanağımız yoktur.
Ancak bazı örnekler vererek, bunlar üzerinde akıl-fikir
yorarak, elimizden geldiği kadar atağa geçmek, yaşamsal
hakkımızdır diye düşünüyorum.
Olay, ilk başlarda bir korku sendromu olarak ortaya
çıkıyor.Türk korkusu... Başkası, bizden olmayan, öteki
korkusu...
Tarih sayfalarını aktarırsak, hatta günümüzde de bu “korku”
sonucu binlerce, milyonlarca insanımız yurdundan, yuvasından
edilmiş, ezilmiş, büzülmüş, en değerli varlığı olan
yaşamından olmuştur.
Bir zamanlar Avrupa’da anneler, çocuklarını, “Sus, uslu dur,
Türkler geliyor!” diye korkutuyorlardı. Daha sonraları bu
saçmalık: “Sus, faşistler geliyor!” ile değiştirilmiş olsa
da, kısa süre içinde bu unutulup gitmiştir.
Ama, şu zavallı Avrupa ülkeleri, hayali Türk korkusunu
hiçbir türlü aşamadılar gitti...
Türkleri, Avrupa’dan kovma mücadelesi, yıllar, yüzyıllar
boyu İngilizlerin,Rusların, Avusturyalıların başına dert
olmuş, gece uykularını kaçırmış... Bu ortak mücadelenin en
gözde örneği de Çanakkale savaşlarıdır.
Türkleri, Avrupa’dan kovma mücadeleleri, Doksan Üç Harbi
dediğimiz, 1877-1878 Türk-Rus Savaşı ve 1912 yılında
yürütülen Balkan Savaşı’ndan sonra meyvelerini veriyor. Bir
sözle, bunu başarıyorlar.
Buna rağmen görüyorsunuz, gene de rahatları yok. Bu fedakâr
halkı, ellerinden gelse, Anadolu’dan da söküp atacaklar...
Peki, nereye gidecek bu Türk halkı?!
Orta Asya’daki sarı sıcak çöllere mi dönecek?
Hadi, buna da razı olduk, diyelim. Ama, her oyunda olduğu
gibi kurallar, her iki taraf için de geçerlidir. O zaman
Hintliler, Pakistan, İran halkları, Avrupa yollarını
tutacaklar. Onların çıkış noktaları Avrupa’dır. Dilleri
Hint-Avrupa dil ailesine mensuptur. Hal böyleyken tüm
Balkanlar’dan Islav unsurları da bir bir kazınmalıdır.
Balkanlar’a Trakların, Yunanlıların, Romenlerin vb. yurdudur.
Macarları da Orta Asya’ya gönderirsek işler iyice karışıyor.
O kadar uzaklara gitmeye ne gerek var. Bin dörtyüz, binbeş
yüzlü yıllara gelelim. Kocaman Amerika, kuzeyi ve güneyi ile,
Afrika, Avustralya istilaya uğruyor.Bugüne kadar İspanyollar,
Güney Amerika’dan, İngilizler, Kuzey Amerika’dan, Avustralya
veya Güney Afrika’dan çıksın, anlamında ne bir ses duydum,
ne bir yazı okudum, ne de böyle bir sorun herhangi bir
ülkenin parlamento gündemine getirilmiş!?
O halde niye hep Türklerin üzerine gidiliyor?
“Türkler Kıbrıs’tan çıksın!”, “Türkler, Makedonya, Kosova,
Batı Trakya’yı terk etsin!”... Bulgaristan Türkleri zaten
150 yıldan beri tetikte. Her on yılda bir acımasızca
kırpılıyor adamlar. Göçle yapılan kıyımlarda en çok nasibini
aydınlar alıyor, buna daha önce de değindik...
Bundan, tam 61 yıl önce, mayıs ayının ortasında Kırım halkı,
bir gecede domuz vagonlarına tıka basa doldurularak
Sibirya’ya, Orta Asya’ya sürülüyor. Bir düşünün, yarım
milyon insan, hastası, yaşlısı, çocuğu, genci, kadını,
erkeği ile... Ardahan ilimizin dibinde, Gürcistan
topraklarında kalan 252 tane köyde oturan Ahıska Türkü de
aynı akıbeti paylaşıyor. Kafkasya’nın Türk ve Müslüman
halkları da, cellat Stalin’in emriyle, tohum tohum
dağıtılıyor.
Bu göçleri, bu kıyımları, bu akıl almaz işkenceleri bugün
kaç kişi biliyor? Bu insanların akıbeti, hangi Batı
ülkesinin parlamentosunun gündemine taşındı?
Ancak Türklere karşı bir yerden çatlak bir ses çıktı mı,
aslı astarı olsun, olmasın, hemen ona eşlik ediliyor. Bu
acayip ve hasmane bir işbirliğidir. Böylesine uyumlu bir
işbirliği, Avrupa Anayasasını onaylama seçimlerinde de,
mızrağın torbada durmadığı gibi, kendini gösterdi.
O halde biz, daha ne güne duruyoruz?