Büyük Erzurum katliamı 7 Şubat’ta başlamıştır. Ermeni topçuları
sokaklarda 270 kişiyi yakalamış, bütün elbiselerini soyduktan
sonra hepsini bir hamama götürmüş ve burada en haris hislerini
tatmin etmişlerdir. Fevkalbeşer gayretlerin neticesinde bu
biçarelerden hayatta kalmış olan yüz kişi kurtarılabilmiştir.
Diğerleri ise sözde askerler tarafından “kurtarılmıştır!”
Bu alçakça hareketleri tertip eden topçulara katılmış olan
Karagedoff ismindeki bir Ermeni piyade çavuşudur. Aynı gün
sokaklarda da birçok Türk öldürülmüştür. 12 Şubat’ta Ermeniler
Erzurum istasyonunda masum ve silahsız on kişiyi öldürmüş ve
onları müdafaa etmek isteyen Rus zabitlerini ölümle tehdit
etmişlerdir.
Bu sıralarda haklı bir sebep olmaksızın bir Türkü öldürmüş olan
bir Ermeniyi hapsetmiştim; başkumandan onun divanı harbe
verilmesini emretmişti. Eski kanun mucibince cinayet
işleyenlerin idam edilmesi icap ediyordu. Ermeni zabitlerden
biri kendisine asılacağını söylediği zaman katil hiddetle
yerinden fırlayarak hayretler içinde: “Hiçbir Ermeni’nin bir
Türk için öldürüldüğü görülmüş müdür?” diye bağırdığı
görülmüştür. Ermeniler, Erzurum’daki Türk pazarını kül
etmişlerdi. 16 Şubat’ta topçu alayının bulunduğu mıntıkada
Tepeköy’ün kadın, erkek ve çocuklardan ibaret halkının yok
edildiğini öğrendim. Aynı gün, Erzurum’daki intizamı iade etmek
üzere Kafkasya hükümeti tarafından gönderilmiş olan Andranik
Erzurum’a geldiği zaman kendisine bu katliamdan bahis ve
failleri cezalandırmasını rica ettim; ricalarımın neticesini
hiçbir zaman öğrenemedim.
Andranik topçu zabitleri kulübünde intizamın yeniden iade
edileceğini vaat etti. Fakat intizamın iadesi maksadıyla
Kafkasya hükümeti tarafından gönderilmiş olan Doktor Sovrieff ve
Andranik’e rağmen bu vaatler tatbik mevkiine konmadı. Sadece
şehirdeki hareketler bir derece azaldı. Bütün nüfusu öldürülmüş
köylerde ise bittabi sükunet hüküm sürüyordu. Türkler tarafından
yapılan askeri harekatın İlice’ye yaklaşmakta olduğu haberi
yayılınca Erzurum’da Türklerin tevkifi yeniden başladı. Bu
tevkifler bilhassa 25 ve 26 Şubat’ta artırıldı. 26 Şubat’ı 27’ye
bağlayan gecede Rus zabitlerini aldatmış olan Ermeniler yeni bir
katliama sebebiyet verdiler. Fakat yetişen Türk askerlerinden
korkarak kaçtılar. Bu katliam, tesadüfi değildi; tamamıyla
tertip edilmişti. O zamana kadar tevkif edilmiş Türkler
toplattırılarak birer birer öldürüldüler. Ermeniler bu gece
işlenen cinayetlerin sayısının üç bini bulduğunu iftiharla
anlatıyorlardı. Şehrin müdafaasına memur Ermeniler o kadar azdı
ki, bin beş yüz kişiden ibaret olan ve yalnız iki topu bulunan
Türk kuvveti karşısında kaçmaya mecbur oldular. Buna rağmen o
gece alçakça işlenen cinayetlerin sayısı pek çoktu.
Ermenilerin münevver sınıfı bu katliama hakikaten mani
olabilecek vaziyette olduğundan vahşete çetelerden ziyarede bu
sınıfın iştirak etmiş olduğu ve herhalde asıl mesul olanların
bunlar olduu neticesine varmak icap ediyor. Aşağı sınıf
reislerinin emirlerine karşı son derece itaatkârdır. Yalnız Rus
zabitleri hiçbir cebir vasıtasına malik olmadığımız halde bütün
emirlerimizi ifa ediyorlardı; alanen soygunculuğa iştirak etmeye
hiçbir zaman cesaret etmemişlerdir. Katliam gecesinde alayın
birkaç takımı bulunan kışlada bir tek Rus zabiti nöbetçi
bulunmasına ve kırk Kürt seyisinin etrafında yüzlerce Ermeni
olmasına rağmen bir Kürt dahi öldürülmemiştir.
Bütün Ermeni elitlerin istisnasız olarak bu korkunç zulümlere
iştirak etmiş olduğunu tabiidir ki, iddia etmek istemiyorum; bu
cinayetleri bütün kuvvetleriyle tel’in eden Ermeniler gördüğüm
gibi, bunlara yalnız sözde değil, fiilen mümanaat edenlere de
rastladım. Fakat şunu da söylemeliyim ki, bunlar ancak pek ufak
bir ekseriyeti teşkil ediyor ve hemşerileri tarafından kara
listeye geçirilmiş bulunuyorlardı; bunlar, halkın idealine karşı
gelmekle itham ediliyorlardı. Yine diğer bazıları zahiren bu
vahşete karşı hasım gibi gözüküyor, fakat gizliden gizliye
bunlara iştirakten çekinmiyorlardı.
Tekdir ve ithamlar karşısında bazı Ermeniler sükutlarını
muhafaza ediyor, çoğunun ise şu cevap ağzında daima hazır
bulunuyordu. “Siz Russunuz ve Ermeni milletinin idealini
anlayamazsınız.” Bazen de kendilerini şu suretle müdafaa
ediyorlardı: “Türkler, Ermenilerin hususunda başka türlü mü
hareket ediyorlar?Bizim yaptığımız intikamdan başka bir şey
değildir.”
Yukarıda anlatılan hadiseler, Ermeni milletinin ve münevver
zümresinin kana susamış idealini açık olarak göstermektedir. Bu
şayanı teessüf hadiseleri vuku bulmamış hale sokmak hiçbir
kimsenin, hiçbir insanın kudretinde değildir. Ermeniler rüzgar
ektiler, fakat fırtına biçeceklerini unuttular.
Erzurum, 16 Nisan 1918
Erzurum ve Deveboynu mevkileri müvakkat kumandanı ve topçu
ikinci alayı kumandanı Yarbay Tverdokhleboff
(Talat Paşa’nın Belgelerle Ermeni Vahşeti kitabından)