28 Mayıs 1918’te Azerbaycan Demokratik
Cumhuriyeti kuruldu. 1920.ci yılın 28 Nisan günü çağırılmamış
misafirler Rusiya’nın XI. Kızıl Ordusu, henüz ayakta durmaya
çalışan Azerbaycan Cumhuriyeti’ni yıktı, Azerbaycan’ı işgal etti.
Ülkeyi soydu, çaldı-çarptı. Ve 1990 yılına kadar bu ülkenin
halkını köle gibi çalıştırdı, yeraltı, yerüstü servetlerini
Rusiya’ya götürdü. Gorbaçov’un “Yenidenkurma planı”, Rusiya’nın
elinde sımsıkı tuttuğu halkların işine yaradı. Halklar,
ellerindeki kelepçeleri kırıp attılar. Herkes kendi azad,
demokratik ülkesini yarattı. Ama öte yandan bu tarihten sonra
kan içen gaddar Ermeniler de el-kol açmağa imkân yarattı, onları
şımardı Fransa’da Ermeni lobisine Karabağ’ı vaat etti. Sonra da
dişinden tırnağına kadar son silahlarla silahlanmış Rus askerini
de onlara verdi. Gidin Karabağ’ı silah gücüyle boşaltın,
kimsenin gözünün yaşına bakmayın verin Ermeniler’e dedi.
Rus askerine de zaten bu
lazım idi. Domuz etinden kebabını yedi, Yerevan konyağını içti,
gözü hiçbir şey görmedi. Öyle ki Gorbaçov, hem Ermeni lobisine
verdiği sözü yerine getirdi bir de bu lobinin Gorbaçov’un karısı
Raisa Maksimovna’ya Karabağ için verdikleri pırlantaların
ücretini ödemiş oldu. XX. asrın sonlarına doğru Sovyetler
Birliği çökmeye başladı.
Varlı-bereketli topraklardan,
doğalgazdan, sıcak yerlerden elini çekmek istemeyen karlı-buzlu
Rusiya, 1990’ncı yılın soğuk 20 Ocağında, yeniden Azerbaycan’a
hücum etti. Ömrü boyu azatlık aşkı ile kavrulan Azerbaycan
Türklerinin kanları ile Azerbaycan toprağı al-kan oldu. Sokaklar
cesetlerden geçilmez oldu, ama Azerbaycan Ruslara teslim olmadı.
Her sene, Mayısın 28’inde
Azerbaycan halkı azadlığa kavuştuğu günü büyük coşku ile bayram
eder. Bu sene 2005’te de bugün kutlandı ve bunu yurtdışında
olduğum için Azerbaycan televizyonlarında izledim.
Azerbaycan’ın “ANS” adlı
müstakil televizyon kanalında ünlü televizyon sunucusu Mirşahin
tarihe seslenerek çok değerli şeyler anlattı.Öğrendik ki, “ANS”
müstakil televizyonu, Karabağ şehiti, Azerbaycan’ın milli
kahramanı Cengiz Mustafayev’in ismini taşımaktadır.
Cengiz Mustafayev, Azad
Azerbaycan uğrunda canını feda etmek isteyen binlerce Azerbaycan
gençlerinden biri idi. Azerbaycan’ın hak sesini dünyaya tanıtmak
için bu televizyon kanalını kurdu. Sonra ise silahını, yani
video kamerasını omuzuna atarak Karabağ dövüşlerine yola düştü.
Dövüşün en kızgın yerlerine girdi, korkmadı, çekinmedi. İster
cephe hayatından, ister siyasetten, isterse de halkın sosyal
durumundan en doğru haberleri Cengiz’in aracılığı ile “ANS”
yalnız Azerbaycan’a değil bütün dünyaya bildirdi. Onu
korkuttular ama Cengiz hiç birşeyden yılmadı. Ermenilerin
yokettikleri Hocalı’ya (o gece Ermeniler Karabağ’ın Hocalı
şehrinde 613 günahsız insanı katliam ettiler) soykırımını, dünya
Cengiz’in çektiği bantlardan gördü. Cengiz, yerlerde yatan
çocukların, annelerin, babaların, nine ve dedelerin kanlı
cesetlerini videosuna çekerken, gözlerinden akan yaşlar buna
mani olurdu. Nasıl oldu ki, Cengiz’in kalbi patlamadı. Ama kan
içen düşmanın kurşunu Cengiz’in sırtına saplandı. Cengiz ömrünün
en genç çağında gözlerini ebedi yumdu. Belki de o gözler açık
kaldı. Çünkü Cengiz, vatanı Azerbaycan’a doymamıştı, yegane
evladına doymamıştı. Yarım kalmış işleri vardı. Ama namert
düşman aman vermedi. Bize öyle gelirdi ki, doğuştan Cengiz’in
içinde bir kahramanlık vardı.
2005’in 28 Mayısında “ANS’de
Mirşahin’in verilişinde belli oldu ki, biz
yanılmamışız.,Mirşahin, Cengiz’in amcası, Cengiz’i anlattı. Ara
sıra Cengiz’in babası da konuşurdu. Dediklerinden belli oldu
ki, amca Cengiz üniversitede okuyormuş. Bu zaman Türkiye’de
1923’üncü yıl inkılabı olur. Cengiz ve dostları, bu inkilabı
sevinçle alkışlar ve “Kemalı harekat” adlı bir cemiyet kurarlar.
Öğrenci olmalarına bakmayarak, harçlıklarıdan kesip bir fon
yaratırlar. En büyük arzuları, Azerbaycan’ı da Türkiye gibi azat
görmektir. Bunun için ant içerler. Canımızdan ve servetimizden
geçip, son damla kanımıza kadar vuruşacağız. Azerbaycan’ı
Rusların elinden hilas edeceğiz. Onlar, Mustafa Kemal Atatürk’e
hayrandırlar. Günlerin birinde KGB onların kapısını dövdü.
Cengiz’i KGB zindanına aldılar. Böylece dostlarını da. Onları,
KGB’nin nemli, karanlık, soğuk zindanlarında tuttular. Akşam
saat 11’den sabah 5’e gibi sorgu-sual sürdü gitti.
Bunları Ermeniler Aruşanov,
Arustamov yaptı. Ermenilerin eline fırsat düşmüştü. Türk’ten
intikamını alacaklardı. Bu kadar sorgu-sualden yarım sayfa yazı
yazılırdı.
Cengiz son ana kadar
dayandı, sadece 8 arkadaşı onu yüzüne dayanıp, onun suçlu
olduğunu söyleyene kadar. Bu olay onu mahvetti. Psikolojisini
bozdu.
Mirşahin, eski KGB’nin
mahkumların öldürüldükleri yeri gösterdi. Buradan yerinaltı ile
denize karanlık bir tünel var. Ermeniler Türkleri burada “çok
hevesle” kurşuna diziyor, sonra bir beze büküp onları tünelin
karşısında bekleyen kayığa koyup, Nargin adasına götürürler,
orada üstüne taş bağlayıp denize atıyorlar. Cengiz’i
kurşunlamadılar, zaten o kurşunsuz da ölmüştü. Cezaevine
gönderdiler. Bir sene kaldı, sinirleri epey bozuldu, psikoloji
rahatsızlığına tutuldu.
1943’üncü yılın temmuzunda
Cengiz cezaevinden çıktı.Bakü’deki evlerine geldi. Cengiz
kimseyi görmek istemedi, o zaman onu Bakü’nün yakınlığındaki
Göyçay denilen yerdeki eve götürdüler. İşkencelerden bütün
sağlığını kaybeden Cengiz, bu ağustosta hayattan göçtü.
İnsanlardan çok incinen,
ömrünün son günlerinde kimseyi görmek istemeyen, Cengiz’in
mezarı da tenhadır.
1960’ıncı yılda Cengiz
Mustafayev beraat aldı. Sanki büyük suçu vardı, ama Sovyet
hükümetine göre vardı, çünkü ülkesinin azatlığını istiyordu.
Sadece o yıl,Mustafayevler ailesinde insanların yüzünde çok da
sezilmeyecek bir sevinç işaretleri göründü. Ölen Cengiz’in
kardeşinin oğlu dünyaya gelmişti. Ölen Cengiz’in ruh uve ismi bu
çocukta yaşayacaktı. Yeni doğan çocuğa Cengiz adı verdiler.
Azatlık aşkı amca Cengiz’in ruhu ile küçük Cengiz’in bedenine
geçti. Ama kimse bilmedi ki, onun da alınyazısı amcasının
alınyazısına benzeyecek. Her ikisinin bahtını Ermeniler
karalayacağı, Arusonovlar, Arustamovlar amca Cengiz’in manen
öldürdüler, psikolojisini bozdular ve o öldü. Aruşanovların
Arustamovların torunları, Karabağ’da kardeş oğlu Cengiz’i
kurşunladılar.
Amca Cengiz, Göyçay’da
mezarlıkta uyuyor, ama mezarının yanında hiçbir mezar yoktur.
Tenha mezar. Bunu yazarken Türk dünyasının ünlü şairi B.
Vahabzade’nin “Tenha Mezar” şiirini hatırladım:
Yolcu, arabanı bu yerde eğle
O mezar önünde sen tazim
eyle
El aç, dua eyle onun ruhuna
Ayak bastığın yer borçludur
ona
Karabağ şehiti Cengiz
Mustafayev, Dağüstü Park’taki şehitlikte uyuyor. Onu seven
Azerbaycan Türkleri, her gün onun mezarını gül-çiçeğe bürüyorlar.
Halk azatlık uğrunda şehit olanları unutmaz. Her bir Azerbaycan
Türkü, bu toprağın azatlığı için canından olmuş Cengiz’lerin
mezarı karşısında baş eğmeli, onların ruhuna dua okumalıdır.