Geleceğe dair hayal kurmak, beni bambaşka diyarlara götüren,
kendimi mutlu hissetmemi sağlayan, büyülü bir olay. Hayal etmeyi
çok seviyorum ve bunu sık sık yaptığımı da söyleyebilirim. Ama
sakın ola ki yanlış anlamayın, sürekli hayaller diyarında
yaşadığımı söylemiyorum, tam aksine, inanın bana günümüz
gerçeklerini çok net bir şekilde fark edebiliyorum. İşte bu
yüzden ya, bazen günümüz gerçekleri beni çok yoruyor ve onlardan
biraz da olsa uzaklaşmak için, hayaller şehrimin kapısını
çalıyorum.
Çevremizdeki insanları, hareketleri, olayları anlama ve
yorumlama yeteneğine sahip olana dek, her birimiz bir şekilde
hayaller dünyasında yaşıyoruz. Hani şu ailelerimizin bizlere
çizdiği, kendilerinin de yaşamak istediği haksızlıklardan ve
kötülüklerden uzak hayaller dünyasında yaşayıp gidiyoruz. Ama
bir gün geliyor ki günümüz gerçekleriyle karşılaşıyoruz ve her
şeyin sandığımız kadar toz pembe olmadığını anlıyoruz. İşte o
zaman olgunlaşmaya başlıyoruz, insanların sadece görünüşten
ibaret olmadığını anlıyoruz, çevremizde olup biteni analize
edebiliyoruz ve böylelikle kendimize ait bir takım gerçekleri
oluşturmuş oluyoruz.Her birimizin gerçekleri hem kendi
ailelerimizden aldığımız eğitimin, hem de çevremizden doğru diye
algıladığımız, bize yakın gelen şeylerin bir karışımı.
Ne yazık ki, bazen bize ait gerçeklerle günümüz gerçekleri
örtüşmüyor, hatta kutuplar kadar zıt olabiliyor. Örnek vermem
gerekirse, sizlere benim bir türlü anlam veremediğim bir sorudan
bahsedebilirim. Türkçemize verdiğimiz önemden, Benim
doğrularımdan en önemlisi şu; kendini Türk diye nitelendiren
bir insan, mutlaka kendi öz diline sahip çıkmalı, elinden
geldiğince Türkçe okumalı, özellikle bu Türkçeye karşı olan
sevgisini çocuklara da aşılamalı. Unutmayalım ki, her küçük
çocuk beyni siyah bir tahta gibidir, oraya ne yazarsanız o kalır,
yani onlara Türk olmanın ne kadar gurur verici bir şey olduğunu
öğretmeli, Türk edebiyatını, tarihini anlatmalıyız.
Çocuklarımızın temiz Türkçe konuşması gerekiyor ve bunu da en
iyi okulda öğrenebilirler. Bana göre, okullarda mutlaka Türkçe
okunmalı ve bunu her birimiz çok büyük istekle ve hazla
yapmalıyız, çünkü bir insan eğer Türkçesini doğru düzgün
okuyamıyor, yazamıyor ve konuşamıyorsa, göğsünü gere gere nasıl
“Ben Türküm” diyebilir ki?Aslında bu sadece benim doğrum değil,
herbirimizin doğrusu olmalı. Ve böylelikle de günümüz
gerçeklerini de yönlendirmiş olabiliriz. Hayat insana çok şey
öğretiyor. Mesela, her zaman haklı olanın değil de, çoğu zaman
da haksızın kazandığını görebiliyoruz. Evet maalesef kalbimizi
acıtan gerçek bu. Bazı insanların istediklerine ulaşmak için
yapmayacakları haksızlık olmadığına şahit olan dürüst insanların
seçebileceği iki yol var. Biri, kendi doğrularından vazgeçip,
onlar gibi olmayı seçmek, bir şeyleri hiç çaba göstermeden
kazanmak, sadece kendi çıkarını düşünmek, diğer insanları hiçe
saymaktan geçen yol. Seçebilecekleri diğer yol ise bu
haksızlıkları görünce, kendi doğrularına daha da sıkı sıkıya
sarılmak, çok çalışıp dürüst yolla kazanacağını ve bunun çok
daha zevkli olacağına inanmak, böylelikle de çevresine örnek
olmak. Yani kısacası insan gibi insan olmak, insan gibi yaşamak.
Unutmayalım ki, asıl kazanç dürüst yolla olanıdır. Eğitimini
sürdüren birisi olarak haksızlık diye nitelendirdiğim, tasdik
etmediğim bir olay da kopya çekmek ve bunun çoğu kişiler
tarafından gayet normal bir şeymiş gibi algılanması. Aslında bu
haksızlık için verilebilecek çok basit bir örnek gibi
görülebiliyor ama insanların hayata bakış açısının büyük bir
kısmı okulda oluşuyor. Hayat da bir okul ve sınavı kazanmak için
kopya çekebileceğiniz bir yöntem yok! İşte bu nedenden dolayı
ilk önce kendimize, sonra da çevremize karşı dürüst olalım!
Eğer siz de zaman zaman günümüz gerçeklerinden yoruluyorsanız,
buyurun birlikte çalalım hayaller ülkenin kapısını!