Bayramlar her millette olduğu gibi
Türklerin de benimsediği ve kendi imkanlarıyla katıldığı
adetlerdir. Bayram günleri insanlar arasında sevginin ve
saygının kaynaştığı, insanların birbirleriyle olan
dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe
kucaklaştıkları günlerdir. İnançların, örf ve adetlerin
uygulandığı bu günler toplumun millet olma şuurunun şekillendiği
günlerdir.
Türkler arasında coşku ile
kutlanan bahar bayramları ve adetleri, çeşitli Türk toplulukları
arasında küçük farklılıklar göstermiş de olsa kutlama
törenlerindeki ananeler, inanışlar ve töreler bir bütünlük
göstermekle, milletin ayrılmazlığını teşkil etmektedir. Her
nerede bulunurlarsa bulunsunlar Türkler kimliği ve bütünlüğünü
bayramlarıyla, gelenekleriyle muhafaza etmişlerdir.
Hıdırellez, bütün Türklerde
baharın geldiğini müjdeleyen bir inançtır. Bulgaristan’da
özellikle Deliorman Türkleri hayati önem taşıyan bahar
bayramlarını büyük törenlerle kutlamakta ve yazı
karşılamaktadırlar. Çeşitli törenlerle, yeni bir hayatın
doğduğunu ve bütün umutlarının da bu doğuşa yöneldiğini
göstermektedir.
Hıdırellez 5 ve 6 Mayıs’ta
kutlanmakta ve ona göre de törenler düzenlenmektedir. Ateşin,
kötülükleri temizlediği, hastalıkları kovduğu ve yok ettiği
inancı Deliorman Türkleri arasında çok yaygındır. Bu itikattan
dolayı ateşe özel bir gün ayrılmıştır. Hıdırellez öncesi
perşembe günü köfür perşembesi olarak adlandırılmıştır. O akşam
ateşler yakılır ve üstünden atlanır. Ateşin külünden de
çocukların alınlarına birer damga vururlar. Bu işaret çocukların
sağlıklı olacakları ve kötü ruhlardan korunacakları inancından
kaynaklanır. Evlerin de giriş kapılarına birer kül damgası
yapılır.
Bu adet yılanların, çiyan
gibi zararlı hayvanların kovulmasıyla da ilgilidir.
Bayram arifesi 5 Mayıs kabul
edilmiştir. Arife günü, genç kızlar, aileleri gezer ve küçük
erkek çocukları olan ailelerden, kalaylanmış, temiz pınar suyu
ve süt konmuş bakır içine nişan toplarlar. Bunlar genellikle
çeşitli renkte iplik bağlanmış takılardır. (Bu yüzük, küpe,
bilezik vs.) Nişan bakırı siyah bir örtü ile örtülür, etrafı
yeşillikle süslenir. Ve o akşam bir gül dibine bırakılır. 88
yaşındaki Mükerrem Kalavak halamın anlattıkları da buna işaret
etmektedir. Onun kızlığında, yani yetmiş yıl evvel de törenler
böyle yapılıyormuş.Bayramın arifesi akşamı gümüş para ile
ısırgan tepesi kesilir ve uyuyan küçük çocukların başı ucuna
konurmuş. Sağlıklı olacakları, kötü dillerden korunacakları ve
nazar almayacakları inancı varmış.
Hıdırellez sabahı aileler
erken kalkar, genellikle genç gelinler temizlik işini yaparlar.
Evin içini dışını, avluyu bahçeyi süpürürler. Evin giriş
kapısının etrafını, sokak kısmını, komşulara kadar temizlerler.
Yün eşyalar dışarı çıkarılır ve havalandırılır. Topraktan
yapılmış soba gök toprakla yeniden sıvanır. Ateş külüne biraz
darı karıştırılıp evin etrafına (çevresine) saçılır. Bu adet
kötü kuvvetlerden korunmak için yapılmaktadır. Ailenin erkeği de
tarlalarını, arazisini, malını ziyarete gider. Çimenler başak
yarmış mı diye dolaşır. Hatta çimenlerin sahiplerini
bekledikleri ve gelemezse ağladıkları inancı hakimdir, erkek
kulağında başakla eve döner.
Mükerrem halam bütün bu
işler gün doğmadan yapılıyordu, diye anlatıyor.
Hıdırellez günü bir de
hıdırellez kuzusu kesilir ve misafir ağırlamak için hazırlıklar
yapılır.
Nişan çıkarma 6 Mayıs’ta son
düğünü olmuş bir genç ailenin bahçesinde yapılır. Daha sonra
köyün belli bir yerinde devam eder.
Benim çocukluğumda 1960’lara
kadar dernek de yapılıyordu. İnsanlar da “derneğe” gidiyoruz
diyorlardı. Herkes dernek olacak sevinci içinde yaşıyordu. Tam
bir bayram havası hakimdi.
Nişan çıkarma işi küçük bir
kız tarafından görülür. Küçük kız sekiye oturtulur, başı bir
kozan çemberi ile örtülür, bakır da önüne bırakılır. Çember
kızın başını ve bakırı örter. Kızın eline bir ayna verilir. Kız
o aynada kendine bakar ve bir eli ile de nişan çıkarma işini
görür.
Nişan çıkarma işi önce köyün
en okumuş hafızı olan bir kadın tarafından Kuran’ı Kerim’den
ayetler okumakla başlar.
Mani okuyan kızlardan biri
manici başıdır. Şu mani ile başlar:
Manici başı mısın?
Cevahir taşı mısın?
Sana bir mani söylesem
Cebinde taşır mısın?
İlk nişan kimin adına
çıkarsa o yıl istediğine kavuşacağına inanılır. Herkes heyecan
içinde bunu bekler. Her delikanlının talihine maniler söylenir.
Nişan çıkarma bittikten
sonra kızlar ve gelinler bakırdaki su ile elini yüzünü
ıslatırlar. Sağlıklı ve güzel olacağı, istediklerine kavuşacağı
inancı vardır.
Nişan çıkarma olayından
sonra asıl şenlikler ve eğlenceler tertiplenir. Herkes çok eski
zamanlara dayanan milli kıyafetlerle dernek yerine gider.
Tarihi geçmişten gele duran
bu töreler ve oyunlar sevgi dolu gönüllere ve ruhlara yerleşmiş,
herkesin içtenliği ile yaşatılır.
Bekar, kızlar temsili olarak
kıyafetleri ile, analar eski zaman kıyafetleri giyinmiş; genç
gelinler bindallı, alanyandılarla ve başlarında çeşit renkte
ipek fırlantalarla ve altın, gümüş takılarla süslenmiş olarak
dernekte yerlerini alırlar, ellerinde erguvan dalı taşırlar.
Dernek “sekmecilik” ve “ayak
oyunu” gibi eğlendirici oyunlarla başlar. Alay yapılır.
Kadınlar, kollarıyla ön ve arka tarafa hareketlerle,
ileri-geri-sağa adımlarla bu oyunları oynarlar.
Sonra kadınlar iki sıra
halinde karşı karşıya 4-5 m. mesafede “Alaylar” oyununa geçerler.
Şarkılar söyleyerek sıralar birbirine karşı harekete geçerler ve
karşılaşınca başlarıyla birbirlerine eğilirler. Saygı ve sevgi
ile dolu olduklarını ifade ederler. Yine küçük adımlarla geriye
doğru uzaklaşırlar ve çömelerek şarkılarına devam ederler. Bu
hareketler birkaç defa tekrarlanır.
“Beşikli” oyunu da çok
ilginçtir. Tekrar alay yapılır ve ortaya “Beşikli” bir kadın
çıkar. Genç gelinin bel kısımının iki tarafında oklavalardan
yapılmış beşik, hayatın bereketin doğmasını temsil eder. Beşikli,
alayın ortasında dönme hareketleri yapar, şarkılar söylenir.
Sonra genç kızlar alay içinde “Nallama” oyununu da oynar.
“Koşmacık” oyununda iki genç
kadın karşı karşıya yerlerini değiştirerek ve yanaklarını
değiştirme şartıyla zıplayarak ve ellerini birbirine çarparak
şarkı söylerler.
Derneğin son oyunu da
salıncakta sallanmaktadır. Hafiflik olur hastalıklar gider,
inancı vardır. Delikanlılar genç kızları sallar. Sallayanlar
arasında en iyi sallayabilen yarışı da olur.sallanan kızlara
sevdiği, istediği delikanlı sorulur ve söyleyinceye kadar havaya
uçurulur.
Bayram şenlikleri
misafirleri uğurlamakla son bulur. Bütün sıkıntılar arkada
bırakılmıştır. Buharla birlikte, bereket, sağlık, matluluk ve
başarıların geleceği inancı dile getirilmiştir.
Deliorman’ın Caferler
köyünde “dernek” yeri “Koruçalısı”dır. Yaşlı meşe ağaçları eski
Deliorman’ın gür ormanların kalıntılarıdır. Mahallenin adı da
zaten Korumahallesi’dir. Korumahallesi ve Kedikler mahallesi
arasında bulunan bu dernek yeri Türklerin manileri şarkıları ve
oyunları ile göklere kadar sedalarla dolup taşıyordu. Şimdi bu
güzel Hıdırellez günlerinde Koruçalısı’ndaki ulu meşe ağaçları,
insanlar için gözyaşı dökmekte ve onları yine dernekte görmek
istemektedir.
Çok eski devirlere dayanan
bu kutlamalar günümüze kadar intikal etmiş ve Türk milletinin
bir arada yaşama arzusunu kuvvetlendirmiştir. Bir gelenek olarak,
Hıdırellez, bütün özellikleri ile millet bağını güçlendiren bir
unsurdur ve Türkleri her nerede bulunurlarsa bulunsunlar ayakta
tutmayı başarabilmiştir.
(Balkanlardan esinti,
dergisinden)