Türk ahalisinin direniş hareketi, sözde soya dönüş sürecinin
başlamasıyla hemen patlak vermiş ve değişik biçimlerde
ortaya çıkmıştır.Bu karşı koyma olayı, ilk yıllarda
kendiliğinden, bireysel ve grup halinde ortaya çıkıyor. Daha
fazla da, yöresel boyutlarda kendini gösteriyor. Bu,
birbirinden kopuk direniş olayları, Türk ahalisini yoğun bir
biçimde etkilemiş olup “soya dönüş” sürecine karşı, pasif
bir direniş halini alıyor.
Türk isimlerinin Bulgar isimleriyle zorla değiştirilmesi
kampanyasında birçok yerlerde protesto gösterileri
düzenleniyor, bu gösteriler sırasında halk ile milisler ve
İçişleri Bakanlığı’na ait askerler arasında çatışmalara
gidiliyor. Bu devlet zorbalığına ilk başkaldırıyı,
Kırcaali’nin Benkosvki halkı gerçekleştiriyor. Benkovski
halkı, 25 Aralık 1984 tarihinde köy meydanında
toplanarak:“Türk doğduk, Türk öleceğiz!” diye seslerini
yükseltiyorlar. 26 Aralık’ta ise onları Mestanlı ve Kirkovo
ahalisi izliyor. İçişleri’nin verilerine göre, bu tarihlerde
Kırcaali sancağının onbir yerinde başkaldırı, direniş
olayları vuku bulmuştur. Bu direniş olaylarına, 11 bin kişi
katılmıştır. İlk gösterilere milis güçleri karşı koymuş ve
bu gösteriler sırasında, 80’li yılların ilk şehitleri
verilmiştir.
Devletin vurucu güçleri, Kuzey Bulgaristan’ın birçok
köylerinde ciddi direnişle karşı karşıya geliyorlar. Sliven
iline bağlı beş bin nüfuslu Yablanovo Köyü ne pahasına
olursa olsun, insan haklarını savunmak için kararlılığını
ortaya koyuyor. Tüm köy halkı sokaklara, meydanlara
dökülerek gözetleme noktaları oluşturuyorlar. Ve böylece
direnişçiler, 18 Ocak 1985 tarihinde köyü kuşatmış olan
milis ve İçişleri askeri birliklerini, geri püskürtmeyi
başarıyorlar. Yablanova ayaklanması ancak iki gün sonra tank
ve zırhlıların devreye girmesi ile bastırılabiliyor.
Sliven’in Nojsarevo halkı da günlerce süren kuşatmaya
kolayca boyun eğmiyor.Bu iki köy halkının devlet güçlerinden
sadece iki talebi var; anadillerini konuşabilmek ve
isimlerinin değiştirilmemesi. 19 Ocak tarihinde Tırgovişte
iline bağlı Krepça ve Golâmo Gradişte köyleri de aynı
istekler doğrultusunda direniş başlatıyor ve adlarının
değiştirilmemesi için muhtarlığı kuşatıyorlar.
Buna rağmen bu direniş olayları,Türk kimliklerini koruma
davasında ümitsiz, bireysel çıkışlar olarak tarihe geçiyor.
Böylece, 1985 yılında kitlesel bir direnişe geçilemiyor.
Bunun temelinde totaliter iktidarın almış olduğu tedbirler
yatmaktadır. Her şeyden önce bu iktidar, Türk ahalisini
hazırlıksız yakalayarak onu karşı koyma olanaklarından
mahrum etmiştir. Bu iktidarın baskıcı kurum ve kuruluşları,
her direniş ve protesto eylemlerini acımasızca
cezalandırıyorlar. Bu da hapisler, sürgün, işten kovma ve
daha başka akıl almaz işkencelerle kendini gösteriyordu.
Hemen hemen her yerleşim yerinde askeri-polis güçleri gövde
gösterisi yapıp milleti sindirmeye çalışıyorlar. Bir
başkaldırı hemen, anında bastırılıyor, direniş grupları da
etkisiz hale getirilmiş oluyor.Bu arada korku makinesi de
çalıştırılarak bir takım kitle halinde imhalar, tank ve
zırhlıların ezip çiğnediği insanlar ve sürgün söylentileri
çok işe yarıyor. Kuzey Bulgaristan’da öyle söylentiler
dolaşıyor ki, Kırcaali ilinde en az 5000 kişi öldürülmüş...
Bir taraftan katliamlar yapılırken, öte yandan da propaganda
ve kamuoyunu yanıltma çabaları akla fikre sığmayacak
boyutlara ulaşıyor. Parti organları ve devlet Emniyet
güçleri, her şeyden önce aydınları ve din adamlarını
psikolojik ve idari baskılara tabi tutarak, onların her
hareketi sıkı bir kontrol altında tutuluyor. İktidar
güçlerinin yanında olmayanlar ya işten kovuluyor ya da
ailesinden uzak yerlere sürülüyor, askeri kışlalara
gönderiliyordu.
Bu koşullar içerisinde aydınların büyük bir kısmı boyun eğip
yeni koşullara ayak uydurmaya çalışıyor. Totaliter rejim,
işi daha da ileriye götürerek, aydınların bazılarına, “Ben
Bulgar soyuma, kendim döndüm” biçiminde beyanatlar vermeye
zorluyor... Merkez ve yerli basında, radyo ve
televizyonlarda 20.000’in üzerinde aydın, bu takım
beyanatlarda bulunuyor... Bu şekilde Bulgaristan ve dünya
kamuoyunda, bu olayın “gönüllülük” esasına dayandığı kanaati
oluşturuluyor.
20 Mayıs 1989 tarihinde, Pristoe köyüne Kaolinovo ve Venest
belediyelerinden ve Kuzey Bulgaristan’ın dört bir yanından
5.000 kişi toplanıyor. Bu kafile, Kaolinovo’ya yol
alıyor.Köy girişinde onları milis ve İçişleri Bakanlığı’na
ait askeri birlikler karşılaşıyorlar. Askeri birliklerin
komutanı da Varna Bölge Şefi. Bu güç, kuvvete rağmen, kafile
köy merkezine girmeyi başarıyor. “Dağılın!” emirlerine
rağmen kimse dağılmak istemiyor. Göstericiler, kendi
isteklerinin yerine getirileceğine dair teminat istiyorlar.
Bundan hemen sonra milis ve askeri güçler, göstericilerin
üzerine çullanıyorlar. Amansız bir çatışma oluyor. Bu
çatışma sırasında Necip Osman şehit düşüyor. Protestocuların
büyük bir kısmı yara alıyor.
Kanlı çatışmalar ertesi gün 21 Mayıs’ta da devam ediyor. Bu
kez olaylar üç bin nüfusluk Todor İkonomovo köyünde
gerçekleşiyor. Kaolinovo’dan gelen milis güçleri, halktan
insanları, silah çalmışlar, kuşkusuyla köylüleri arama
tarama yapıyor. Tutuklama girişiminde bulunuyor. Köylü
kafilesi ise, bir düğün merasimi ile ilgili toplanmış. Düğün
alayının karşı koyma girişiminden panikleşen asker ve
milisler, çoluk çocuk demeden kalabalığa ateş ediyorlar. 27
kişi kurşun ateşinden yere seriliyor. Bu çatışmada, Şumen ve
Yeni Pazar yolunda Mehmet Saraç, Mehmet Sali Lom ve Hasan
Arnaut canlarını yitiriyorlar. Çok sayıda yaralı var.
Onların birçoğu da yaşam boyu sakat kalıyor.
Bu şekilde Kaolinovo olayları, protesto yürüyüşlerinin
başını çekmiş oluyor. 20 Mayıs’ta Kırcaali iline bağlı Cebel
kasabasında 200’den fazla kişi, yerel parti ve iktidar
kurumlarına kendi isteklerini iletiyorlar.
Bu tip barışçıl amaçlı gösteriler, hemen hemen 21 Mayıs’ta
tüm Razgrat ilini sarıyor... Gösteriler 22, 23 Mayıs’ta
sürüyor... Ezerçe köyünde düzenlenen barışçıl gösterilerde,
köy halkının tamamı kadın erkek, çoluk çocuk hazır
bulunuyor. Biricik amaçları, istekleri, insanca yaşamak,
onurlarını ayak altına aldırmamak. Türk-Arap isimlerinin
iadesini sağlamak. Ezerçe köyü, kısa bir zaman dilimi içinde
dört bir yandan kuşatılıyor. Askerler, tank ve zırhlılar,
itfaiye araçları ve bundan başka otuzüç araba hazır
bulunuyor. “Kızıl bereliler” göstericilere ateş açıyorlar.
Kurşunlar iki çocuk babası Ahmet M. Buruk ve Sezgin
S.Karaömerov’a isabet ediyorlar. Çünkü onlar, çocukları
kurşuna dizmesinler, diye kol kanat geriyorlar. 25 Mayıs’ta
şehitlerin kanını yerde bırakmamak için Tsar Kaloyan halkı
da üç bin kişi ile Ezerçe yoluna düşüyor. Dört kişi
tutuklanarak Türkiye’ye gönderiliyor.
Barışçıl amaçlı yapılan gösterilerin kapsamı giderek
genişliyor. Bu tür gösterilere şehirlerde oturan Türk halkı
da katılıyor. Örneğin 25 Mayıs’ta Dobriç’te düzenlenen
gösterilere 1.000 kişi katılarak bunların 300’ü milis
kordonlarını aşmayı başararak şehir merkezine ulaşıyor!Bu
şehir merkezinde toplanmış olan halk, hak ve hukuklarının
iadesinden başka, Türk siyasi mahkumların salıverilmesini de
taleplerine dahil ediyorlar.
27 Mayıs’ta Şumen, Tırgovişte ve Kuzey Bulgaristan’ın öteki
şehirlerinde miting ve yürüyüşler düzenleniyor. Bu yürüyüş
ve mitinglere civar köylerden köylü halkı katılıyor. Tüm
yolların ve giriş noktalarının kapalı olmasına rağmen, civar
köylerden insanlar merkeze, meydana girmeyi başarıp parti ve
hükümet yetkililerine isteklerini sunmayı başarıyorlar.
Şumen’de gösteriler, kent pazarından başlayarak, merkeze
doğru ilerliyorlar. Kan revan içinde barışçıl gösteri yapan
köylü halkı, ana caddeye geçerek isteklerini uluorta beyan
ediyorlar.
Şumen ve Tırgovişte’de de hükümet güçleri silaha
sarılıyorlar. Coplar ve gerçek mermilerle göstericileri
dağıtmaya çalışıyorlar. Şumen’de dokuz kişi ağır yara
alıyor. Bunlardan bazıları sakat kalıyor. Tutuklular
arasında çok sayıda kadın da bulunmaktadır.
27mayıs Varna ili Medovets köyünde de göstericilerden biri
olay yerinde öldürülmüş, biri de ağır yara alarak şehit
edilmiştir.
Omurtag kasabasında da göstericilere karşı cop ve itfaiye
araçları kullanılmıştır.Bu arada Dobriç ilinin Benkovski,
Granitsa vb. köylerde de yürüyüşler organize edilmiştir.
Razgrat iline bağlı Dyankovo köyündeki yürüyüşler de kanlı
olmuştur. Yürüyüş sırasında bir köylü şehit olmuş ve
yürüyüşü düzenleyenler de dayaktan geçirilmişlerdir.
Mayıs yürüyüşleri, Türk topluluğunun tüm katmanlarını içine
alarak bir yükseliş göstermiş, Bulgaristan’ın politikasını
da etkileyerek önemli bir faktör haline geliyor...
Totaliter rejim, hiçbir silaha başvurmadan yürütülen
protesto yürüyüşlerine karşı güç kullandı. Göstericilere
karşı itfaiye arabaları, coplar, göz yaşartıcı bombalar
devreye girdi, hatta üzerlerine doğrudan doğruya kurşun
sıkıldı. Bu gösteri ve yürüyüşlerde ne kadar insan öldü ne
kadar yaralandı, hâlâ bunlara bir açıklık getirilmemiştir.
Resmi verilere göre, protesto yürüyüşlerinde yedi kişi ölmüş,
bir başka kaynaklara göre ölenleri sayısı 10’dur. “Soya
dönüş” sürecinde ölenlerin tamamı 40’tır...
Bunlara yüzlerce yaralı, sakat ve dayaktan geçirilmiş
olanları da dahil etmemiz gerekir! Yaralı, sakat ve dayaktan
geçirilenler arasında kadın, çocuk ve yaşlı da bulunmaktadır.
Yürüyüşlere gidenlerin büyük bir kısmı cezaevlerine ve
Belene’ye sürülmüşlerdir. Bu arada sadece Belene’ye
sürülenlerin sayısı 5000’in üzerindedir.
Ayrıca binlerce aydınımız, sınırdışı edilmiştir. Bu şekilde
bir göç kampanyası başlatmak için gerekli koşullar
yaratılmış oluyor...
/Bu yazı, yazarın “Bulgaristan’da Türk Ahalisinin Tarihi”
adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır./