BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ 55.Sayısı

Türk ahalisinin direnişi-İbrahim YALIMOV

(İçindekiler kısmına dönmek için buraya tıklayınız)

 


Türk ahalisinin direniş hareketi, sözde soya dönüş sürecinin başlamasıyla hemen patlak vermiş ve değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır.Bu karşı koyma olayı, ilk yıllarda kendiliğinden, bireysel ve grup halinde ortaya çıkıyor. Daha fazla da, yöresel boyutlarda kendini gösteriyor. Bu, birbirinden kopuk direniş olayları, Türk ahalisini yoğun bir biçimde etkilemiş olup “soya dönüş” sürecine karşı, pasif bir direniş halini alıyor.

Türk isimlerinin Bulgar isimleriyle zorla değiştirilmesi kampanyasında birçok yerlerde protesto gösterileri düzenleniyor, bu gösteriler sırasında halk ile milisler ve İçişleri Bakanlığı’na ait askerler arasında çatışmalara gidiliyor. Bu devlet zorbalığına ilk başkaldırıyı, Kırcaali’nin Benkosvki halkı gerçekleştiriyor. Benkovski halkı, 25 Aralık 1984 tarihinde köy meydanında toplanarak:“Türk doğduk, Türk öleceğiz!” diye seslerini yükseltiyorlar. 26 Aralık’ta ise onları Mestanlı ve Kirkovo ahalisi izliyor. İçişleri’nin verilerine göre, bu tarihlerde Kırcaali sancağının onbir yerinde başkaldırı, direniş olayları vuku bulmuştur. Bu direniş olaylarına, 11 bin kişi katılmıştır. İlk gösterilere milis güçleri karşı koymuş ve bu gösteriler sırasında, 80’li yılların ilk şehitleri verilmiştir.

Devletin vurucu güçleri, Kuzey Bulgaristan’ın birçok köylerinde ciddi direnişle karşı karşıya geliyorlar. Sliven iline bağlı beş bin nüfuslu Yablanovo Köyü ne pahasına olursa olsun, insan haklarını savunmak için kararlılığını ortaya koyuyor. Tüm köy halkı sokaklara, meydanlara dökülerek gözetleme noktaları oluşturuyorlar. Ve böylece direnişçiler, 18 Ocak 1985 tarihinde köyü kuşatmış olan milis ve İçişleri askeri birliklerini, geri püskürtmeyi başarıyorlar. Yablanova ayaklanması ancak iki gün sonra tank ve zırhlıların devreye girmesi ile bastırılabiliyor. Sliven’in Nojsarevo halkı da günlerce süren kuşatmaya kolayca boyun eğmiyor.Bu iki köy halkının devlet güçlerinden sadece iki talebi var; anadillerini konuşabilmek ve isimlerinin değiştirilmemesi. 19 Ocak tarihinde Tırgovişte iline bağlı Krepça ve Golâmo Gradişte köyleri de aynı istekler doğrultusunda direniş başlatıyor ve adlarının değiştirilmemesi için muhtarlığı kuşatıyorlar.

Buna rağmen bu direniş olayları,Türk kimliklerini koruma davasında ümitsiz, bireysel çıkışlar olarak tarihe geçiyor. Böylece, 1985 yılında kitlesel bir direnişe geçilemiyor. Bunun temelinde totaliter iktidarın almış olduğu tedbirler yatmaktadır. Her şeyden önce bu iktidar, Türk ahalisini hazırlıksız yakalayarak onu karşı koyma olanaklarından mahrum etmiştir. Bu iktidarın baskıcı kurum ve kuruluşları, her direniş ve protesto eylemlerini acımasızca cezalandırıyorlar. Bu da hapisler, sürgün, işten kovma ve daha başka akıl almaz işkencelerle kendini gösteriyordu. Hemen hemen her yerleşim yerinde askeri-polis güçleri gövde gösterisi yapıp milleti sindirmeye çalışıyorlar. Bir başkaldırı hemen, anında bastırılıyor, direniş grupları da etkisiz hale getirilmiş oluyor.Bu arada korku makinesi de çalıştırılarak bir takım kitle halinde imhalar, tank ve zırhlıların ezip çiğnediği insanlar ve sürgün söylentileri çok işe yarıyor. Kuzey Bulgaristan’da öyle söylentiler dolaşıyor ki, Kırcaali ilinde en az 5000 kişi öldürülmüş...

Bir taraftan katliamlar yapılırken, öte yandan da propaganda ve kamuoyunu yanıltma çabaları akla fikre sığmayacak boyutlara ulaşıyor. Parti organları ve devlet Emniyet güçleri, her şeyden önce aydınları ve din adamlarını psikolojik ve idari baskılara tabi tutarak, onların her hareketi sıkı bir kontrol altında tutuluyor. İktidar güçlerinin yanında olmayanlar ya işten kovuluyor ya da ailesinden uzak yerlere sürülüyor, askeri kışlalara gönderiliyordu.

Bu koşullar içerisinde aydınların büyük bir kısmı boyun eğip yeni koşullara ayak uydurmaya çalışıyor. Totaliter rejim, işi daha  da ileriye götürerek, aydınların bazılarına, “Ben Bulgar soyuma, kendim döndüm” biçiminde beyanatlar vermeye zorluyor... Merkez ve yerli basında, radyo ve televizyonlarda 20.000’in üzerinde aydın, bu takım beyanatlarda bulunuyor... Bu şekilde Bulgaristan ve dünya kamuoyunda, bu olayın “gönüllülük” esasına dayandığı kanaati oluşturuluyor.

20 Mayıs 1989 tarihinde, Pristoe köyüne Kaolinovo ve Venest belediyelerinden ve Kuzey Bulgaristan’ın dört bir yanından 5.000 kişi toplanıyor. Bu kafile, Kaolinovo’ya yol alıyor.Köy girişinde onları milis ve İçişleri Bakanlığı’na ait askeri birlikler karşılaşıyorlar. Askeri birliklerin komutanı da Varna Bölge Şefi. Bu güç, kuvvete rağmen, kafile köy merkezine girmeyi başarıyor. “Dağılın!” emirlerine rağmen kimse dağılmak istemiyor. Göstericiler, kendi isteklerinin yerine getirileceğine dair teminat istiyorlar. Bundan hemen sonra milis ve askeri güçler, göstericilerin  üzerine çullanıyorlar. Amansız bir çatışma oluyor. Bu çatışma sırasında Necip Osman şehit düşüyor. Protestocuların büyük bir kısmı yara alıyor.

Kanlı çatışmalar ertesi gün 21 Mayıs’ta da devam ediyor. Bu kez olaylar üç bin nüfusluk Todor İkonomovo köyünde gerçekleşiyor. Kaolinovo’dan gelen milis güçleri, halktan insanları, silah çalmışlar, kuşkusuyla köylüleri arama tarama yapıyor. Tutuklama girişiminde bulunuyor. Köylü kafilesi ise, bir düğün merasimi ile ilgili toplanmış. Düğün alayının karşı koyma girişiminden panikleşen asker ve milisler, çoluk çocuk demeden kalabalığa ateş ediyorlar. 27 kişi kurşun ateşinden yere seriliyor. Bu çatışmada, Şumen ve Yeni Pazar yolunda Mehmet Saraç, Mehmet Sali Lom ve Hasan Arnaut canlarını yitiriyorlar. Çok sayıda yaralı var. Onların birçoğu da yaşam boyu sakat kalıyor.

Bu şekilde Kaolinovo olayları, protesto yürüyüşlerinin başını çekmiş oluyor. 20 Mayıs’ta Kırcaali iline bağlı Cebel kasabasında 200’den fazla kişi, yerel parti ve iktidar kurumlarına kendi isteklerini iletiyorlar.

Bu tip barışçıl amaçlı gösteriler, hemen hemen 21 Mayıs’ta tüm Razgrat ilini sarıyor... Gösteriler 22, 23 Mayıs’ta sürüyor... Ezerçe köyünde düzenlenen barışçıl gösterilerde, köy halkının tamamı kadın erkek, çoluk çocuk hazır bulunuyor. Biricik amaçları, istekleri, insanca yaşamak, onurlarını ayak altına aldırmamak. Türk-Arap isimlerinin iadesini sağlamak. Ezerçe köyü, kısa bir zaman dilimi içinde dört bir yandan kuşatılıyor. Askerler, tank ve zırhlılar, itfaiye araçları ve bundan başka otuzüç araba hazır bulunuyor. “Kızıl bereliler” göstericilere ateş açıyorlar. Kurşunlar iki çocuk babası Ahmet M. Buruk ve Sezgin S.Karaömerov’a isabet ediyorlar. Çünkü onlar, çocukları kurşuna dizmesinler, diye kol kanat geriyorlar. 25 Mayıs’ta şehitlerin kanını yerde bırakmamak için Tsar Kaloyan halkı da üç bin kişi ile Ezerçe yoluna düşüyor. Dört kişi tutuklanarak Türkiye’ye gönderiliyor.

Barışçıl amaçlı yapılan gösterilerin kapsamı giderek genişliyor. Bu tür gösterilere şehirlerde oturan Türk halkı da katılıyor. Örneğin 25 Mayıs’ta Dobriç’te düzenlenen gösterilere 1.000 kişi katılarak bunların 300’ü milis kordonlarını aşmayı başararak şehir merkezine ulaşıyor!Bu şehir merkezinde toplanmış olan halk, hak ve hukuklarının iadesinden başka, Türk siyasi mahkumların salıverilmesini de taleplerine dahil ediyorlar.

27 Mayıs’ta Şumen, Tırgovişte ve Kuzey Bulgaristan’ın öteki şehirlerinde miting ve yürüyüşler düzenleniyor. Bu yürüyüş ve mitinglere civar köylerden köylü halkı katılıyor. Tüm yolların ve giriş noktalarının kapalı olmasına rağmen, civar köylerden insanlar merkeze, meydana girmeyi başarıp parti ve hükümet yetkililerine isteklerini sunmayı başarıyorlar.

Şumen’de gösteriler, kent pazarından başlayarak, merkeze doğru ilerliyorlar. Kan revan içinde barışçıl gösteri yapan köylü halkı, ana caddeye geçerek isteklerini uluorta beyan ediyorlar.

Şumen ve Tırgovişte’de de hükümet güçleri silaha sarılıyorlar. Coplar ve gerçek mermilerle göstericileri dağıtmaya çalışıyorlar. Şumen’de dokuz kişi ağır yara alıyor. Bunlardan bazıları sakat kalıyor. Tutuklular arasında çok sayıda kadın da bulunmaktadır.

27mayıs Varna ili Medovets köyünde de göstericilerden biri  olay yerinde öldürülmüş, biri de ağır yara alarak şehit edilmiştir.

Omurtag kasabasında da göstericilere karşı cop ve itfaiye araçları kullanılmıştır.Bu arada Dobriç ilinin Benkovski, Granitsa vb. köylerde de yürüyüşler organize edilmiştir. Razgrat iline bağlı Dyankovo köyündeki yürüyüşler de kanlı olmuştur. Yürüyüş sırasında bir köylü şehit olmuş ve yürüyüşü düzenleyenler de dayaktan geçirilmişlerdir.

Mayıs yürüyüşleri, Türk topluluğunun tüm katmanlarını içine alarak bir yükseliş göstermiş, Bulgaristan’ın politikasını da etkileyerek önemli bir faktör haline geliyor...

Totaliter rejim, hiçbir silaha başvurmadan yürütülen protesto yürüyüşlerine karşı güç kullandı. Göstericilere karşı itfaiye arabaları, coplar, göz yaşartıcı  bombalar devreye girdi, hatta üzerlerine doğrudan doğruya kurşun sıkıldı. Bu gösteri ve yürüyüşlerde ne kadar insan öldü ne kadar yaralandı, hâlâ bunlara bir açıklık getirilmemiştir. Resmi verilere göre, protesto yürüyüşlerinde yedi kişi ölmüş, bir başka kaynaklara göre ölenleri sayısı 10’dur. “Soya dönüş” sürecinde ölenlerin tamamı 40’tır...

Bunlara yüzlerce yaralı, sakat ve dayaktan geçirilmiş olanları da dahil etmemiz gerekir! Yaralı, sakat ve dayaktan geçirilenler arasında kadın, çocuk ve yaşlı da bulunmaktadır. Yürüyüşlere gidenlerin büyük bir kısmı cezaevlerine ve Belene’ye sürülmüşlerdir. Bu arada sadece Belene’ye sürülenlerin sayısı 5000’in üzerindedir.

Ayrıca binlerce aydınımız, sınırdışı edilmiştir. Bu şekilde bir göç kampanyası başlatmak için gerekli koşullar yaratılmış oluyor...

/Bu yazı, yazarın “Bulgaristan’da Türk Ahalisinin Tarihi” adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır./

 

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman