BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ 55.Sayısı

Prizren Kültür Evi ve  Nafiz Gürcü Ali Türk tiyatrosu

Doç.Dr. Nurhan TEKEREK

(İçindekiler kısmına dönmek için buraya tıklayınız)

 

Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu Prizren’de, Prizren Kültür Evi’nde, diğer azınlık gruplarıyla tiyatro aktivitesini yıllardır özveriyle sürdüren bir amatör tiyatro. Neden Nafiz Gürcüali diye sorduğumda, tiyatronun emektarlarından Etem Kazaz, tiyatroya 35 yıldır emeği geçmiş ve hâlâ da geçmekte olan Nafiz Gürcüali’nin ismini birlikte karar alarak verdiklerini, bunu da sanatçıyı yaşarken onurlandırmak adına yaptıklarını söyledi bana. Nafiz Gürcüali’yle ilk karşılaşmam, Prizren Kültür Evi’ndeki Türklere ayrılmış çalışma ofisinde oldu. Gerçekten de 35 yılın getirdiği dinginliğin yanında tiyatro yapmanın heyecanını gözlemlemek mümkün yüzünde ve konuşmalarında. Bizi Prizren Otogarı’nda karşılayan Hayrullah Şkurtak da, sabık arkadaşım Ethem Kazaz da, başını Deniz Dadale ve Asim Mongovci’nin çektiği tüm gençlerde bir tiyatro coşkusu var. Kosova’da ve Prizren’deki çatışmalar sonrası durumun, UNMIK’in (Birleşmiş Milletler Geçici Komisyonu), siyasetin ve hayata ilişkin pek çok şeyin farkında olmalarından kaynaklanan ve bu bilinçle hayatın içinde var olmanın heyecanı, canlılığı var onlarda. Doğal olarak bu durum tiyatral sohbetlere, tartışmalara ve sorularıma verdikleri yanıtlara yansıyor. Yani tam da tiyatronun içinde, hayatın içinde yaşıyorlar. Genç üyeler tiyatro eğitimi almak istiyor. Bu nedenle heyecanla, özlemle ve de istekle, Türkiye ve Türkiye’deki tiyatro eğitimiyle ilgili sorular ardı ardına sıralanıyor.

Kosova’nın siyasal geleceğinin belirsizliği ve her an, her yerde yüz yüze kalabilecekleri çatışmaların gölgesinde tiyatro ve Türkiye onlar için gerçekten bir umut. Grubun bu canlılığı ve heyecanı insanı çok mutlu ediyor. İşte diyor insan, işte amatörlük, gönüllülük. 1968’den bu yana edindikleri tiyatral deneyimleri, birikimleri ve emeklerini daha da ileriye taşımak için, Prizren Belediyesi’nden kuşkusuz “profesyonelleşme”yi talep ediyorlar. Hatta en büyük istekleri de bu. Ancak bunun nedeni Kosova’daki belirsiz durum. Çünkü ekonomik sıkıntı ve işsizlik en temel sorun burada. Geçim kaygısından dolayı tiyatroya zaman ayırmakta güçlük çektiklerini söylüyorlar. Eğer tiyatro, belediyenin desteğini alıp profesyonelleşirse, en azından bütün zamanlarını tiyatroya ayırıp, Türk tiyatrosu ve oradaki Türk azınlık adına çok daha iyi işler yapabileceklerini belirtiyorlar. Bu hemen gerçekleşmese dahi yaptıkları tiyatrodan, o zorlu uğraştan çok memnunlar. Yüzlerine, konuşmalarına, coşkularına yansıyor ve memnuniyetleri. Türkiye’de katıldıkları festivallerden, Alaçatı’dan, Denizli’den bu yıl katıldıkları İzmir Şenliği, Çorlu Festivali, Tekirdağ, Edirne, İstanbul turnelerinden, başarılarından aldıkları ödüllerden, adeta birbirleriyle yarışırcasına, heyecanla söz ediyorlar. Bir hareketlilik, bir canlılık, bir keyif var Prizrenli tiyatrocularda. Kimi zaman da içinde bulundukları genel duruma göndermeler, ironik yaklaşımlar, kimi zaman da hüzün var. Bu karmaşık duygular, tiyatronun geçmişine ilişkin bilgilere ve birikime geçildiğinde yerini dinginliğe bırakıyor. Bazen Etem Kazaz, bazen Nafiz Gürcüali, gençler de, emektarlardan edindikleri bilgilerle tiyatronun çocukluktan olgunluğa geçiş sürecini anlatıyorlar. Prizren’de Türk Tiyatrosu birikiminin eskilere dayandığını, bu birikimin mirasıyla bugüne geldiklerini ifade ediyorlar.

Prizren’de tiyatronun kaynağı geleneksel tiyatromuzla, Ortaoyunu, Karagöz-Hacivat ve bunlarla ilgili sokaklarda ve mahallelerde sergilenen oyunlara dayanıyor. 1935 yılında Dr. Durmuş Selina’nın Karagöz-Hacivat fıkralarını oyunlaştırıp Gayret Kulübü’nün bir şenlik toplantısında sahnelemesiyle başlıyor. Durmuş Selina’nın bu dramatizasyondan sonra yazdığı Büyük Kapı Kızı, Niçin Annem Halamı Sevmiyor, Bir Gözlü Anne ve ardından Aziz Baş’ın Mukadderat, İki Ayağı Bir Pabuçta gibi oyunlarla Prizren’de Türk Tiyatrosu’nun temelleri atılıyor. Savaş sırasında duraklama dönemi geçiren Prizren Türk tiyatro hareketi, 1951 yılında Sırbistan’da yaşayan Türk halkının kendi dilinde eğitim görme ve kendi kültürünü yaşatma hakkı iade edilince Prizren’de, “Doğru Yol Sendika Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği” kurulmasıyla daha bir güçleniyor. TürkTiyatrosu 1968 yılında Prizren Kültür Evi’nde çalışmalarına başlıyor. Ancak çalışmaları kimi zaman kesintiye uğrayarak, kimi zaman duraklamalarla 1978’e dek devam ediyor.

1978 yılından itibaren de düzenli olarak Prizren Kültür Evi’nde çalışmalarını sürdürüyor Türk Tiyatrosu. 1944 yılında tiyatro sanatçılarının ve tiyatro severlerin kurdukları Rumeli Türk Tiyatro Sanatçıları Derneği ve tiyatrocuların desteği ve Prizren Kültür Evi’nin onayı ile emektar üyelerden Nafiz Gürcüali’nin adı tiyatroya veriliyor ve “Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu” adıyla anılmaya başlanıyor 1996’dan itibaren.

Son 25 yılda üyeleri tarafından büyük atılımlar yaptığı ifade edilen Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu’nun amacı şöyle belirlenmiş:Türk kültürünü koruyup yaşatmak ve tiyatro sanatıyla Kosova Türk halkının varlığını odaklamak. Bunu yaparken temel amaç; genelde sanat ve toplum, özelde tiyatro konusunda az çok bilgi sahibi olan aydın insanın yetişmesine, olanaklar ölçüsünde katkıda bulunmak, buna bağlı olarak tiyatroya bilinçli seyirci kazandırmak. Bu amaç doğrultusunda çok sayıda oyun sergileyen Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu’na tiyatronun çeşitli alanlarında emeği geçen bir çok insan var. Yazarlık alanında, Dr. Durmuş Selina, Aziz Buş, Hasan Mercan, Agim Rıfat, Etem Kazaz, oyunculuk alanında; AzizBuş, Hüda Leskovaçlı, Cemal Kılıç, Muhammed Şerif, Suphiye Matroni, Hamdiye Poils, Reşat Leskovçalı, Kazime Leskovçalı, İsa Şimşek, Şaban Topko, Refet Kiser, ZekirSipahi, Faik Emruş, İrfan Şekerci, İskender Mazbey, Şemsi Meciyan, Enver Baki ve diğerleri, yeni jenerasyondan Nafiz Gürcüali, BekirHocalar, Raif Buş, Mehmet Bütüç, Etem Kazaz, Daver Kaçka, Zekeriya Hocalar, Ariyeta Biliban, Kadriye İmam, Leonida Çika ve diğerleri. Günümüzde ise; Bekir Hocalar, Etem Kazaz ve Nafiz Gürcüali’yle birlikte genç kuşak üyelerinden Deniz Dadale, Asim Mangovci ve Hayrullah Şkurtak, yönetmenlik alanında, Hüda Leskovçalı, Zekir Sipahi, Nafiz Gürcüali, Raif Buş, Mehmet Bütüç, Etem Kazaz, Zekeriya Hocalar, tiyatro müziği alanında Hüseyin Kazaz ve Aluş Nuş gibi isimler sayılabilir.

1978’den günümüze, özellikle Türk yazarların oyunlarına ağırlık veren Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu, örneğin; Kosova Tiyatrolar Festivali’nde, Üçüncülük Ödülü, En İyi Dekor, En İyi Kostüm ve En İyi İki Oyuncu Ödülü’nü alan Hasan Mercan’ın yazdığı, Cemail Maksut’un yönettiği Değirmende (1978), Nazım Hikmet’in yazıp ZekirSipahi’nin yönettiği, yine Kosova Tiyatrolar Festivali’nde Üçüncülük Ödülü alan Enayi (1979), Haldun Taner’in yazıp, ZekirSipahi’nin yönettiği, Kosova Tiyatrolar Festivali’nde birincilik, Sırbistan Cumhuriyeti Tiyatrolar Festivali’nde En İyi Yönetmenlik Ödülü, Yugoslavya Tiyatroları Dram Festivali Yarışması’nda En İyi Oyun Ödülü alan Keşanlı Ali Destanı (1981),Turhan Selçuk’un yazıp, Zekir Sipahi’nin yönettiği, Kosova Tiyatrolar Festivali ve Sırbistan Cumhuriyeti Tiyatrolar Festivali’nde II. En İyi Oyun Ödülü alan Abdülcanbaz, Turgut Özakman’ın yazıp, Nafiz Gürcüali’nin yönettiği AhŞu Gençler (1993), Ferhan Şensoy’un yazıp, Nafiz Gürcüali ve MehmetBütüç’ün yönettiği Hayrola Karyola (1994), Yılmaz Erdoğan’ın yazıp, EtemKazaz’ın yönettiği Kadınlık Bizde Kalsın (1997), Etem Kazaz’ın yazıp, Nafiz Gürcüali’nin yönettiği Mars 2 (1998), Davit Mamet’in yazıp Nafiz Gürcüali’nin yönettiği ve Kosova Tiyatrolar Yarışması’nda En İyi Yönetmen, En İyi Oyuncu Ödülü alan Tiyatroda Bir Yaşam gibi günümüze dek pek çok oyun sahneleniyor. Peter Shaffer’in Karanlıkta Komedi’siyle, Denizli Uluslararası Amatör Tiyatrolar Festivali ve Çorlu Festivali’ne katılan Nafiz Gürcüali TürkTiyatrosu bu yıl da genç üyelerden Deniz Dadale’nin yönettiği Hababam Sınıfı’yla Çorlu Festivali’ne katılıyor. Kosova Tiyatrolar Yarışması’nda da aynı oyunla En İyi Oyun, En İyi Müzik, En İyi 2. Oyuncu ödüllerini de alıyor.

Haziran başında İstanbul, Edirne, Tekirdağ ve Çorlu Festivali’nde olan ’nı izlemeyi çok isterdim. Ama Karanlıkta Komedi’yi, görüntü kaydından da olsa izleyebildim. Kayıt da olsa, Prizren’li genç tiyatro yolcularının coşkusunu ve tiyatro sevgisini hissettim.

Balkanlar’da Makedonya ve Kosova örneğinde olduğu gibi, “Azınlık” ya da “Öteki” olmak ve var olmaya çalışmak, hele tiyatro yapmak hiç de kolay değil. Azınlık konumundaki tiyatro topluluklarından ikisi Üsküp’teki Üsküp Türk Tiyatrosu ve Rum Tiyatrosu Prizren’de ise Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu.Kuşkusuz her iki azınlığın da, kendine özgü sorunları olduğu gibi, ortak sorunları da var. Türkler, parlak tarihsel geçmişine karşın, 20. yüzyılın başından bu yana yaşanan siyasal ve toplumsal süreç içine giderek azınlık konumuna düşmüş. Rumlar ise tarihin her döneminde “öteki” olarak kabul edilip dışlanmış bir azınlık. Doksanlı yıllardan başlayarak hızlanan çöküş ve dış güçlerden kaynaklanan tahriklerin tarihten gelen nefretle karışmasının getirdiği savaşlar ve ardından gelen siyasal belirsizlik ve bozulmuş dengelerden en çok etkilenenler de yine azınlık konumundaki topluluklar.Dolayısıyla Üsküp’te onurluca ve özveriyle tiyatroda yeni yollar arayan ve Türk Tiyatrosu’nu gönülden sahiplenen Üsküp TürkTiyatrosu’nu, yalnızca özgürce yaşayabilecekleri bir toprak ve mavi bir gökyüzü altında, hor görülmeden yaşamak isteyen Romlar için, amatörce tiyatro uğraşısını sürdüren Rom Tiyatrosu’nu, Anadolu ve Balkanlar sentezinin o güzel örneği Prizren’de, siyasal belirsizlik ve sıkıntılar içinde var olmaya çalışan Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosu’nu daha yakından tanıdığım için çok mutluyum. Gönlüm onlarla birlikte. Arada sınırlar olsa da. Bu hiç önemli değil. Çünkü biliyorum ki, Makedonya ve Kosova’da da güneş Türkiye’deki gibi parlıyor!..

 

 

Doç. Dr. Nurhan TEKEREK, Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul Yolu Üzeri, 32100-ISPARTA, Tel: 0 542 2938303, e-mail: sdu@ edu.tr, nurhan_tekerek@yahoo. com

 

KAYNAKÇA

–Ahmet VAROL, “Kosova Dramı”, Vahdet Dergisi

–Balkanlar, Çukurova Üniversitesi, Stratejik Araştırma Merkezi

–Bülent       FİDAN, http://www.prizrenliler. org/Prizren. html

 

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman