Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi (Sayı:44)

 


Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi 3 ayda bir yayınlanır.
Yazışma Adresi : Ankara Cad. 292/B 16330 Yıldırım-BURSA

 

 

Panayır Dedikleri

 
 
 

           Babamdan  ve  büyüklerimden  hep  duyardım, her  yıl düzenlenen  CEBEL ve  MESTANLI  panayırlarını  hiç  kaçırmazlarmış . Bu  panayırlarda  büyük  coşku   yaşanırmış ,  bir  çok  yarışmalar  gösteriler  yapılır , kuzular  çevrilir  kebaplar  pişermiş .  Ben  de  bunları  hep  hayalimde  canlandırırdım. Bu panayırların benzeri de Soğanalı Botanik Parkı’nda BAL-GÖÇ tarafınadan düzenlendi. Ben de hep hayalini kurduğum panayırları görme imkanı buldum.

12 Mayıs 2002 günü şölen alanına yaklaşırken Balkan müziklerini işitiyordum. Alana ilk varanlardandık, henuz sabahın erken saatleri olmasına rağmen gelenlerin sayısı az değildi. Panayırın yapıldığı geniş alanda ilk dikkatimi çeken büyük çadırlar ve sergiler oldu. Bunların hazırlıklarını bir gün öncesiniden yapıldığı belli oluyordu. Bu çadırların içinde ne olduğunu çok merak ettim. Babama bu çadırlara gitmek istediğimi söyledim. Ailemizle birlikte ilk çadıra yöneldik. Çadırın yanında folklor elbiseleri giymiş gençler çalgılar eşliğinde Trakya ve Balkan yöresinin oyunlarını oynuyorlardı. Bu çadırada Balakan yönesinin giysileri sergileniyordu, giysilerin desen, renk ve motifleri göz alıcıydı. Birden bire bu giysileri giymiş atalarımızı hayalimde canlandırdım. O gömlekler, şalvarlar, entariler ve tülbentler tarihimizin bir simgesiydi sanki.

İkinci çadıra geçtik, bu çadırda kaçamak pişiriliyordu, bağzı insanalar tadına bakıyor, bazı hanımlarda tarifini alıyorlardı. Yaşlıca bir yengede yanındakilere “hah işte, bunun yanında birde lahana turşusu olacak ki” diyordu.

 Diğer çadıra yöneldik. Bu kez kalabalık çadırın içinde değıil, yantarafındaydı. Biz de bu kalabalığın arasına girdik, insanların neden toplandığı anlaşılıyordu. Bu bölümde kuzular çevriliyordu, hemen arkalarında davul, klarnet ve akordeondan oluşan bir grup Yusufum türküsünü çalıyorlardı. Klarnetçi öyle içten çalıyordu ki, yüzü kıpkırmızı kesilimiş, alnından ter, klarnetin içiniden damla damla su akıyordu. Bir grup insanda el ele tutuşmuş çimenelerin üzerinde halay çekiyordu. Çevirmemlerin başında beyaz giysileriyle aşçılar duruyor, ucuna bez sarılmış çubuğu içinde bir çeşit sıvı dolu kabın içine bandırarak çevirmelere sürüyorlardı. Çevirmeler yenice kızarmaya başlamış mis gibi kokular salıyorlardı. Meşur panayır çevirmesi bunlar olsa gerek dedim kendi kendime. Canım çekmişti, babama söyledim, babamda onların pişmesi akşamı bulur, şölenin ortalarına doğru alırız dedi. Çadırları gezmeye devam ettik. İnsanalar öyle kalabalıktı ki yürümekte güçlük çekiyorduk. Bir sonraki çadırda Balkan yazarlarına ait kitapalar sergileniyor ve yazarlar kitaplarını imzalıyorlardı. Balkan kökenli yazarların kitapalarının bu kadar çoğunu bir arada  ilk defa görüyordum. İnsan kalabalığı ve yöre müziklerinin seselerinin birbirine karıştığı ortamada diğer çadıra yöneldik. Burada ressamların binbir özenle çizdikleri tabloları vardı. Yaşlı bir amca torununa “Bak burası rodop dağları, köyümüz bu dağların eteğindeydi” diyordu.  Bütün resimleri teker teker incelemiştim. En dikkat çekici olanı Mostar köprüsünün dimdik ve gururla ayakta duruşuydu.

Sıra sonuncu çadıra gelmişti, birde ne göreyim, akıtmalar, börekeler, çörekeler, baniçkalar, poniçkalar, milinktalar, kapamalar ve çeşit çeşit tatlılar. Ninelerimizin yaptığı güzel yemekler kokularını yaymış bizi bekliyordu. Hemen bir çoğundan azar azar aldık, gerçekten hepsi çok nefisti.

Sonra yol boyunca sıralanmış sergilere doğru ilerledik, bu sergiler çok zengindi, yok yoktu. Çereziniden meşrubatına, dondurmasından hediyelik eşyasına kadar herşey vardı. Kebap kokuları ve dumanı etrafa yayılırken adeta burnumuzun direği titiriyor, ağzımızın suyu akıyordu. Biz de İnegöl”ün meşur Zeynel köftecisinin  standında oturduk ve köftelerimizi yedik. Bu arada mahalemizin yaşlılarından Nuri amca yanımıza gelerek “Be gülüm Durhan ne güzel akıl etmişsiniz bu işi, bize eski günlerimizi yeniden yaşattınız, her halde artık bunu her sene yaparsınız” dedi ve babamın omzunu sıvazladı. Karnımızı doyurduk ama benim aklım hala kuzu çevirmelerindeydi. Şölende müzik önemli bir unsurdu. Tören alanında da müzik hiç durmuyordu. Belediye Bandoları, Balkanlar’dan gelen misafir sanatçılar ve birçok Dernek folklor ekipleri ile müzik grupları herkesi doyasıya eylendirdi. Katılımın çok yoğun olduğu şölende protokole ayrılan yerler dolmuştu, buda yerel yöneticilerin ve bürokratların panayıra ilgisini gösteriyordu. Şölen gece yarısına kadar devam etti. İnsanların heyecan ve memnuniyeti gözlerinden okunuyordu. Bende bir sonraki panayırın yapılacağı günü iple çekeceğim...


Taner GÜLER
Peyami Safa İlköğretim Okulu

7/B sınıfı öğren
cisi