|
Öğretmen ve eğitmen
Aptişev’i Kırcaali bölgesinde çok insan tanır. Artık yaşlı, ama
güler yüzlülüğünü koruyan öğretmen, öğrencileri tarafından sık
sık durdurulup ona minnettarlığını dile getirirler. Ona selâm
vermek, elini sıkmak bir şereftir.
Aptikadir Aptişev
geçmişlerde yani 1953 yılında liseyi bitirir bitirmez öğretmen
oluyor. Türk Pedagoji Okuluna işe başlıyor. Orada saygıyla
hatırladığı Azeri öğretmenler Gafar Taane, Mehdi Hüseyin ile
birlikte çalışıyor. Onların sayesinde öğretmen oldum, diyor
kendisi. İki yıl orada çalıştıktan sonra “Rodopi” Türk lisesinde
Türkçe öğretmenliği yapıyor. Birkaç gün Skalişte’de de öğretmen
gibi çalışıyor. Ama bir hedefi var- yüksek okulda okumak. Sofya
üniversitesi Türk filolojisi öğretmenlik bölümüne aday çıkıyor.
Netice- Türkçe sınavından âlâ, Bulgarca’dan zayıf. Adaylar az
olduğu için Milli Eğtim Bakanlığı’nın kararıyla kabul ediliyor.
Hayali gerçek oluyor- o artık üniversite öğrencisi, Türkçe ve
Farsça okuyor, ikinci branşı ise Bulgar dili ve Edebiyatı.
Konstantin Popov’un öğrencisi oluyor. Onun için üniverisite
yılları, Türk, Bulgar, Koreli tüm öğrencilerle dostluk ve
Kardeşlik içinde geçen yılları oluyor. En iyi dostlarından biri
de daha sonra ressam olan Panayot Jelev’dir. Üniversite
arkadaşları arasında çalışkanlığı ile dikkat çeken Aptişev,
“Üniversite kürsesi” gazetesinde “Mehmet Ali’nin okumuş oğlu”
adlı bir yazısı yayınlanıyor. 1961’de üniversiteyi bitiriyor.
Tüm arkadaşları Sofya, Varna, Filibe’de çalışmak isterken yalnız
o Kırcaali’de olmak istiyor. Burada Türkçe öğretmenliği için
aday çıkıyor, en büyük hayali ise Çiflik köyünde çalışmak, fakat
orada yer olmadığını söylüyorlar. Komsomol’da çalışması için
ısrar ediliyor. Niyeti olmadığını, ama o zamanlarda Parti’ye
hayır denilemediğini, söylüyor Aptişev. Orada sadece altı yedi
ay kalıyor. Komsomolda olan işlerle razı değil ve ayrılmak için
dilekçe veriyor. Bir oturumda ayrılmasına musade ediliyor ve
Çiflik’te öğretmen olarak çalışmaya gidiyor. Hayallerinin
gerçekleşmesi budur, diyor bu toprakların çocuğu. Orada yedi yıl
kalıyor. Birinci yıl okul müdürü oluyor. O zaman Çiflik okulunda
1100 çocuk okuyor. Onu rahatsız eden şeyler var – öğrencilerin
çoğu, ana babaların imkânsızlığından dolayı şehirde öğretimine
devam edemiyorlar. Köyde lise açılmasına ısrar ediyor. İlk iki
yıl ikişer sınıftan oluşuyor lise, daha sonra da beşe kadar
çıkıyor. Meslektaşları Kuzey Bulgaristan’ın Montana, Veliko
Tırnovo gibi şehirlerden gelen öğretmenlerdir. Aralarında olan
tek yerli öğretmen o kalıyor. Diyerleri ondan yaşlı olmasına
rağmen onlarla çok iyi anlaştığını unutmuyor, öğretmenimiz. Çok
iş seçme imkânları olsa da mesleğinden ayrılmayı aklından bile
geçirmiyor, çünkü o kendini öğretmenliğe adamış. Kırcaali
öğretmen Enstütüsü’nde rehber öğretmen olarak çalışıyor. Bu iş
onu motive ediyor ve bu yolda kendini geliştirmeye çalışıyor.
Ayrıca ders programlarının da hazırlanmasında katkısı oluyor.
Derken o kötü an geliyor- Türkçe derslerinin kapatılmasına karar
çıkıyor. O zaman Aptişev Kırcaali’de “Hristo Botev”, “Otets
Paisiy” ve daha birkaç okulda onsekiz yıl öğretmenlik yapıyor.
Türk öğretmenlerinin çoğunun yaptığı gibi o da Türkiye’ye gitmek
için dilekçe veriyor. İşten çıkarıldığından dolayı ve öğretmen
olarak çalışamayacağından üzgün olan Aptişev “Hayatım boyunca
işimde daima dürüst olmama rağmen öyle oldu ki öğretmenlik
yapamayacaktım” diyor ve tamamlıyor “1985 yılında yoksul ve çok
zor bir durumdaydım, işsiz ve öğrencilerimi görmeden zaman
güçlükle geçerdi”.
1989 yılındaki deyişmeleri ışık olarak karşılayan Aptişev’i
Kırcaali öğretmen Enstütüsü’ne davet ediyorlar. 1990 yılında ise
orada okutmanlığa başlıyor ve 12 yıl çalışıyor. Şimdi de onu
hayatta tutan ve ona güç veren tek şey o süre içerisinde birçok
öğrenci eğitmiş olmasıdır. Yıllar geçer, artık meslektaşı olan
pek çok öğrencisine raslar sokaklarda. Hiç birini dikkatsiz,
selâmsız bırakmaz. Öğretmenlik iyi bir meslek olduğunu söylüyor
Aptişev, fakat yöneticiler tarafından yıllardır küçümseniyor.
İşte o yüzden şimdi o zor yolu seçip çocukları okutmak isteyen
pek yok. Biz ise zamanında ille de öğretmen olmak istedik,
insanlara yaralı olmak için, açıklıyor.
Şimdi artık emekli olan Aptişev, hayatının anlamı olan
öğretmenlikten koptuğu için hüzünle enstitüden ayrılıyor.
Çalışma döneminde kadrolu değil de sadece sözleşmeli olarak
çalıştığı için kalbi de çok kırık.
Üç yıldan beride çalışmıyorum, ama öğrencilerim bana halâ güç
veriyor. Bilimsel yazılar yazdım ve yazmaya devam ediyorum, diye
paylaşıyor Aptikadir Hoca.
Daha 1957 yılında Turgut Radel ve Mustafa Mustafa ile birlikte
dokuzuncu sınıflar için “Türk Dili ve Edebiyatı” kitabını
hazırlayıp çıkarıyorlar. Onlar onun okutmanları ve kitabın
hazırlanmasında beraber olmalarını istiyorlar. 2000 yılında
“Atatürkü Andık” kitabını çıkarıyor. Şimdi ise Bulgarca ile
Rodop ağızları arasındaki leksikolojik farklar hakkında yazıyor.
Metodist olarak Türkçe’nin okunması için de yazıyor.
Öğrencilerine yardımcı olabilmek nedeniyle de yazmaya devam
ediyor.
Aptişev diyor ki başka şehirlere dağılan Kırcaali yerel
yaratıcıların başarılarını izliyor. Beyenmediği birşey varsa o
da onların bir araya geldiklerinde eserlerindeki güzelliği,
değeri aramayıp da başkalarının eserlerini eleştirmeleri. Boş
zamanlarında en çok Sabahattin Ali ve Yordan Yovkov’un
eserlerini okumayı seviyor. Kırcaali bölgesinden Mustafa
Bayramali’nin “Şahin Yuvası” adlı kitabını ve şair Aliş Sait’in
eserlerini beyeniyor. Son zamanlarda “Zaman” gazetesinden Beynur
Süleyman’nın röportajlarını ve etütlerini ilgiyle okuduğunu
söylüyor. Onu sevindiren gençler de var- anlaşılan bir dille
yazan Şenol Goncagül. Gençler onu örnek aldıklarını da
belirtiyor.
Türk ve Bulgar kültürü asırlardan beri birbirlerine bağlıdır ve
folklora da gelince onlar iç içedir, diye altını çiziyor Aptişev.
Örnek olarak “Oy Çoban, Kara Göz Çoban” türküsünü alalım. O hem
Kırcaali bölgesinde söyleniyor, hem de Edirne bölgesinde. Bizim
köylerimizde Türk ve Bulgarlar kardeş gibi yaşıyor. Üniversitede
de öyleydi, aramızda daima hoşgörü ve anlayış vardı, diye
tamamlıyor Aptişev.
Gençlere bir de önerisi olduğunu söylüyor tecrübeli Hocamız.
Aralarında etnik ve ırk farkı olmaksızın gençler birbirlerini
sevsinler, geçmişi unutup barış içinde yaşasınlar. Kendileri
için, halk için, vatan için çalışsınlar. Doğru yolu bulup onu
takip etsinler. İnaniyorum ki gelecekte Avrupalı olarak daha
güzel yaşayacağız. Ekonomimiz gelişecek, fakat hazıra
beklememeliyiz, o gelişmeyi kendimiz elde etmeliyiz, diyor
Aptikadir Aptişev.
Kırcaali bölgesinde Türkçe denince akıllara gelen bir isim
vardır- Aptikadir Aptişev, Aptişev denince ilk akıla gelen ise
Türkçe’dir. Sağolsun, varolsun, daha uzun yıllar bilgilerini
kimseden esirgemesin. İnsanlığı ile, güleryüzlülüğü ile örnek
olmaya devam etsin. Gençler Türkçe’yi ondan öğrendiği gibi onun
kadar sevmeli ve onun yaptığı gibi hayatımızı neye adadığımızı
bilelim. Onunkisi boşa geçmeyen bir ömürdür.
Varolsun.
Kamil TOPÇU
|