Onlar son yüz yıl içerisinde ne merhamet nede acımasızlığın
koynuna bırakıldılar.
Taner
Güçlütürk - Yeni Dönem, Kosova
Gora; Dragaş Belediyesi ve 20 köyle birlikte Kosova’nın
güneyinde yer alan bu bölge köylerinin 2’si daha Makedonya
sınırları içerisinde, 10’u da Kuks Belediyesiyle birlikte
Arnavutluk sınırları içerisinde bulunuyor. İhmallere ve
terkedilmişliğe itilen bu yöre ve halkı son yüzyıl
içerisinde sürekli fakirlik, ekonomik sıkıntılar ve göçle
yüzleşti. Resmi olmayan verilere göre nüfusu yaklaşık 18.000
olan bu bölgede günümüzde yaklaşık 7 bin ile 8 bin arasında
kişi yaşıyor. Bölgedeki köylerin en büyükleri Restelica,
Brod, Mlika, Baçka, Dikance ve Vranişte neredeyse bomboş.
Savaştan sonra iki binin üzerinde kişi daha iş bulabilmek
için buraları terk etti.
Osmanlı’nın ardından bölge sürekli göç yaşadı
Dragaş Belediyesinden 15 kilometre uzaklıkta bulunan
Brod Gora köylerinden biri. Osmanlı döneminin bölgedeki ünlü
zanaat ve ticaret merkezi özelliğine sahip. Rakımı 1400
metre olan ve Makedonya-Kosova sınırı yanı başında bulunan
bu köy de sürekli göçü yaşayanlardan... Osmanlı askerinin
bölgeden ayrılması üzerine köy ve bölge halkının çoğu
Türkiye’ye göç etti. Aynı göç Rankoviç rejiminde,
Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti döneminde yaşanan
baskılar sırasında da aralıksız sürer. 1999 yılı Kosova
savaşı sonrasında bölgede son bir göç dalgası daha yaşandı.
İster Gora bölgesinde, ister de şehirlerde yaşayan Goralılar,
savaşın ardından aşırı milliyetçilik akımı, baskı,
asimilasyon, yağmalama ve çok sayıda saldırıların kurbanı
oldu. Üsküp’teki hemşeri ve yakınlarının yanında kendilerini
bulan 450 kadar Brod’lu aile, ayrıca İştip, Bitola, Prilep,
Veles ve Koçani gibi şehirlere de yerleşti.
Kalmak onlar için ‘endişe ve belirsizlik’
Brod köyünde olduğu gibi Gora bölgesinin genelinde genç
nesilleri görmek mümkün değil. Kalanlar içinse gelecek
‘endişe ve belirsizlik’ demek. On yıl öncesine kadar
yaklaşık 3000 kişinin yaşadığı bu köyde şimdilerde 850 kişi
yaşama mücadelesi veriyor. 1938 yılına kadar Türkçe eğitim
yürütülen yörede 1938 yılından sonra, Sırp askerlerinin
saldırı ve baskıları neticesinde Sırbistan tarafından
gönderilen hocalarla eğitim Sırpça dili üzerine yapılmaya
başlar. Günümüzde Brod köyü ilk okulunun 150 kadar öğrencisi
var. Eğitim ise hala Sırbistan eğitim plan ve programına
göre yapılıyor. Ebeveynler “bunu değiştirmeye yetki ve
gücümüz yok” diyor. Köylerin bazılarında eğitim Kosova plan
ve programına yapılıyor. Yörenin ‘önde gelen’ bazı kişileri
ise eğitimin hala Türklere karşı kin besleten Sırbistan
eğitim plan ve programına göre yapılmasında ısrarlı. Çünkü
ısrarlı olanlar gibi, öğretmenlerin birçoğu daha Sırbistan
Eğitim Bakanlığından maaş alıyor. Sıradan vatandaşa gelince
Brod ve Gora bölgesi köylerinde yaşayanlar genelde
hayvancılıkla, şehirlere yerleşenler ise aşçılık, pastacılık
ve köftecilikle uğraşmakta.
Onlar kimin vatandaşı?
Onlar Kosova sınırları içerisinde yaşamaları ve Kosova
vatandaşları olmalarına rağmen, bu durum her geçen gün
rengini değiştirmeye devam ediyor. Savaştan sonra Gora’da
peynir ekmek gibi Makedon ve Bulgaristan pasaportları
dağıtılıyor. Romanya pasaportlarının da dağıtılmaya
başlanacağı haberi bölgede en son konuşulan konulardan bir
diğeri. Makedon pasaportlarına gelince, bu ülkenin
pasaportuna sahip olabilmek için (İsim ile soyadı kısmının
yanı başında “po poteklo Makedonec” - Makedon asıllı
ve uzun zamandır Kosova’da yaşadığının belgelendiği)
Makedonya İçişleri Bakanlığı formunun doldurulması yeterli.
Söz konusu formların yöredeki dağıtımını Makedonya İslam
Birliği üstlenirken; bu girişim Dragaş Belediyesi, UNMIK,
KFOR temsilcileri ile siyasi liderlerin sert tepkilerine
maruz kalmasına rağmen hala devam ediyor.
Peki neden Makedon pasaportu?
Savaştan hemen sonra yörede ilk olarak ofisini açan
kuruluş Makedonya Kilisesi yardımlaşma örgütü ACT olmuş.
Yardımların dağıtımı ardından yöreyi ziyaret eden Makedonya
Uluslararası Kongresinden üst düzey bir heyet, Dragaş
Belediyesindeki Goralı yetkililerden Gora’da
Makedonya-Kosova sınır geçidinin açılması için girişimlerin
başlatılmasını ister. (Makedonya, Arnavutluk, Kosova,
Türkiye, Batı Avrupa, ABD ve Avustralya’da yaşayan Goralı,
Torbeş ve Pomakları) İster uluslararası, ister de yerel
arenada, ‘Müslüman Makedonların’ haklarını savunur şeklinde
boy gösteren söz konusu heyetin tek amacı; Kosova sınırları
içerisinde yaşayan Goralıları ‘İslamlaştırılmış Makedonlar’
olarak göstermek, Makedon hükümetinin hedeflerine uygun alt
yapıyı sağlamaktır. Makedonya, bölgede Makedon
pasaportlarını dağıtarak tek hedef, kendilerince Kosova
sınırları içerisinde kalan Gora bölgesini kendi toprakları,
400 kilometre karelik alanda yaşayan ve Makedonca konuşan
Goralıları da kendi vatandaşı olarak göstermektir. Bu amaca
varabilmek için açık açık faaliyet yürüten Makedonya
Uluslararası Kongresi, savaştan sonra art arda gönderdiği
heyetlerle Gora için özel bir statü, özel bir yönetim, iki
sınır arasında serbest ticaret, yöredeki Gora halkına çifte
vatandaşlık, 20 köy ilk okulunda Makedonca eğitim,
Makedonya’ya serbest geçebilmeleri için özel izin, YSFC’nin
çöküşüne kadar sınır geçidi olarak faaliyet yürüten
Strezimir-Restelica sınır noktasının açılmasını talep
etmektedir. Ekonomik kriz ve işsizlikle mücadele eden
Goralıların bu can alıcı sorunundan yola çıkanlar,
‘Makedonya pasaportuyla Yunanistan, ve Slovenya’ya vizeyle,
Bulgaristan, Hırvatistan ile Türkiye’ye ise vizesiz
gidebilir, iş bulabilirsiniz’ söylemleriyle pasaport
formlarının dağıtımını sürdürüyor. İşsizlik yüzünden
canlarından bezmiş bazı Brod’lu ve Goralılar için pasaport
formlarında ‘Makedonum’ yazması yada bunun
kabullenilmesiyle daha geçlerde nelerin yaşanabileceği çok
da önemli değil.
“Hayat yok burada”
Yöredeki halk ise: “Bizler ne merhamete, ne de
acımasızlığa terk edilmişiz. Savaştan sonra buraya hiç kimse
gelip sorunlarımızla ilgilenmedi. Sadece seçim zamanı
geldiğinde herkes buralarda oy peşinde koşturuyor. Seçim
bittikten sonra artık ne uğrayan oluyor, ne de ziyaret eden.
Elektriğimiz, suyumuz, yolumuz, paramız yok, hayat yok
burada... Ne doğru dürüst bir belgemiz, ne de pasaportumuz
var. UNMIK’in çıkardığı yolculuk belgesiyle hiçbir yere
gidilemiyor. Kruşevac’ta Sırbistan pasaportu çıkarabilmek
için 250 euro gerekli. Sadece bir doğum kâğıdı almak 25
euroya mal oluyor. İş yok. O parayı nereden kazanacağız. O
yüzden bura insanı Makedon pasaportunu bir umut, bir
kurtuluş olarak görüyor. Doktor ve aydın kesim buraları
terk etti. Bizler yalınız tek başına kaldık buralarda”
diyorlar. Bunu dile getirirken, yerel ve merkez yönetimde
yer alan kendi siyasi liderlerinin ilgisizliğinden de
yakınmayı ihmal etmiyorlar. Başka bir Brod köyü sakini de,
Makedonya kısmında kalan Yelovyana ve Urviça Gora
köylerindeki ahalinin çoğunun Makedon pasaportlarına sahip
olmadıklarının altını çizerken, hiçbir zaman Makedonya
sınırları içerisinde yaşamamış olanlara Makedon vatandaşlığı
verilmesinin kafalarda birçok soru işareti yarattığını
belirtiyor.
Şu günlerde Gora’da ‘Gelecekten daha fazla korku’
duyulduğu için ne oldukları, nereden geldikleri ve ne
hissettiklerini çok iyi bilmelerine rağmen bu değerler
yüreklerde saklanıyor; Ve ahali herhangi bir milli
mensubiyet kimliğine bürünmemeye çalışarak tarafsız kalmaya
tercih ediyor. Bu sebebin altında yine terkedilmişliğe
mahkum edilmek ve hiç kimsenin onlara sahip çıkıp destek
sunmama korkusu yatıyor. Sadece pasaport dağıtanlar gibi
sahip çıkmak isteyenlerin kötü emellerine alet olmamak,
onların kimi milli değerlerinden uzak durmaya çalışmasının
tek nedeni. Sarıldıkları tek değer İslamiyet olgusu olunca,
Goralılar dışa ‘İslamlaştırılmış bir etnik gurup’ şeklinde
yansıyor.
Ancak Gora’da milli ve dini değerlerin bilincinde
olmayan veya olup ta kariyer yada şahsi çıkarlar peşinde
koşturan, göz göre göre halkı asimilasyona itmek isteyen bir
gurup ta mevcut. Maalesef bu mevcudiyet, aşırı milliyetçi
Hırvat, Sırp, Makedon, Bulgar ve Arnavut kesimlerinin,
onların büyük ulusal projelerinin çıkarına hizmet sunuyor.
Böl ve yönet sistemiyle hareket eden bu aşırı milliyetçi
kesimler için birilerinin isimsiz ve milli değerlerden uzak
kalması, doğal olarak onların ‘büyük’ hedeflerine engel
oluşturmuyor.
Maznikar:
“Goralıların kimler olduğuna dair gerçekler Osmanlı
arşivlerinde yatar”
Gora üzerine çeşitli araştırmalar yapılıp ve çeşitli
tezleri ileri sürüldüğünü dile getiren Brod’un “DAG” Kültür
ve Araştırma Merkezi Başkanı Yahya Maznikar, (Suriye’de
İslam Tarihi Fakültesi ile Prizren Yüksek Pedagoji Okulu
mezunu) yapılan bu araştırmalar hakkında şunları anlatıyor:
“1876 yılında Osmanlının ayrılışı ardından Rus Bilim
adamı Yastrebov’un yapmış olduğu araştırmalar sonucunda Gora
bölgesinde yaşayan halkın Rus asıllı olduklarını ileri
sürmüştür. Yastrebov’un ardından bu bölgede araştırma yapan
Bulgaristanlı araştırmacı Şişkov, “Bulgari Muhamedani”
isimli eserinde Goralıları Bulgar asıllı Müslümanlar
olduğunu tezini ortaya atar. Daha sonra Makedonyalı Todor
Petrova ve Niyazi Limanovsko Gora’da yaptığı araştırmalarda
burada yaşayan halkın Müslüman dinini benimsemiş Makedonlar
olduğunu ileri sürer. Goralılarla ilgili ortaya atılan
değişik tezlerden kimileri ise bura halkın Arumuni
(Romanyalı), Bogumiller yada değişik soylardan geldiği
ortaya atmıştır. Goralıların kimler olduğuna dair ortada
duran soru işareti bura halkı için hassas konulardan biri
olmuştur. Bizce Goralıların kimler olduğuna dair gerçekler
Osmanlı arşivlerinde yatmaktadır.”
Bura
halkı kendini hep Türk bildi, kendini öyle bildirdi
“1389 – 1876 yılları arasındaki dönemde ve Osmanlı
belgelerindeki kayıtlara göre bu bölgede yaşayan Goralıların
kendilerini Türk olarak bildirmişlerdir” diyen Maznikar,
Osmanlı yönetiminin ayrılışı ardından 1971 yılına kadar
ister Sırp-Hırvat-Sloven Krallığında, ister de Yugoslavya
Sosyalist Federatif Cumhuriyetinde ve bu dönemlerin
kayıtlarında Goralılar kendilerini Türk olarak bildirdiğini
ifade ediyor. Birçok askeri ve doğum kayıt belgesi de bu
halkın kendilerini Türk olarak bildirdiklerini kanıtlamakta.
İkinci dünya savaşı sonra sonrası 1971 yılında baskı ve
asimilasyon girişimleri sonucu Gora bölgesinden Türkiye’ye
göçlerin yine ivme kazandığını kaydeden Maznikar, 1971’de
Gora’dan 5000 kişilik bir gurubun daha Türkiye’ye
yerleştiğini anlatıyor. “Osmanlı arşivlerinde Gora
bölgesinde yaşayan halkın Türk olduğu ve Osmanlı’dan önce
buraya yerleşen Türk kavimlerinden oldukları
vurgulanmaktadır. Osmanlının ayrılışı ardından bura halkına
yönelik Pan- Slavcılık ve asimilasyon hareketleri
başlatılmış, direnenler ya öldürülmüş, yada göçe
zorlanmışlardır. Bu asimilasyon hala günümüzde de açık
olmasa bile dolaylı bir şekilde sürmektedir” diyen
Maznikar, “Sizce Çanakkale savaşında, Plevle
muharebesinde şehit düşen onlarca Goralı kendini nasıl
hissetmiş olabilir ki, bura savaşlarda yaşamalarını feda
edebilsin?” diye soruyor.
(Plevle muharebesinde Bord köyünden 94 kişi şehit düşmüş,
sadece iki kişi, Raif Maslar ve Demir Kalinka sağ olarak
köylerine dönebilmiştir. Çanakkale savaşında bu yöreden
şehit düşenlerin sayısı 460’tır.)
Türkiye’nin daha fazla sahip çıkmasını istiyoruz
Türkiye devletinin bu insanlara bir an önce sahip
çıkmasını isteyen Maznikar, bura halkı zor koşullar altında
bu tür bir yaşama terk edilirse, Pan Slavizim
faaliyetleriyle çok yakında hem dinini hem de kimliğini
değiştirmek zorunda kalacağını ifade ediyor. “Türkiye
Cumhuriyetinin üzerindeki yükün hayli ağır olduğunun
bilincindeyiz ve bütün Türk Dünyası, Türkiye Cumhuriyetinden
gelecek desteğe, en ufak bir yardıma bile ihtiyacı çok
büyüktür. Ama ben yine de Türkiye’nin Goralılar’dan
desteğini esirgemeyeceği konusunda iyimserim” diyen
Maznikar, Türk KFOR’unun savaştan sonra bölgede sağladığı
güvenlik, yürütmüş olduğu faaliyetler ve sunmuş olduğu
yardımları övgüyle karşılayarak yere göğe sığdıramıyor.
‘Buraların tek ihtiyacı iştir, yatırımlardır, Türkiye’deki
şehirlerle kardeş şehirler oluşturmaktır’ diyen Maznikar,
Brod’tan 205, Dragaş Belediyesi genelinden 417 oy çıkaran
Kosova Demokratik Türk Partisi’nin yöredeki faaliyetlerinin
sadece seçim kampanyaları sırasında oy toplayabilmek için
yapmış olduğu ziyaretlerle kısıtlı kaldığını ifade ediyor.
Maznikar, Kosova Türk Eşgüdüm Bürosu, Anadolu Kalkınma Vakfı
AKV ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi TİKA’dan daha
fazla ilgi ve yardım beklediklerini de söyledi.
Biz
Boşnak değiliz
Savaştan sonra Dragaş Belediyesinde Boşnaklaştırma
faaliyetlerinin de hız kazandığını belirten Brod’un “DAG”
Kültür ve Araştırma Merkezi Başkanı Yahya Maznikar,
“Bizler Bosna ve Boşnakları severiz, onlara saygımız
sonsuzdur. Ancak Goralılar olarak Boşnaklarla İslam dini
dışında etnik, kültürel, giyim, yaşam tarzı, gelenek ve
görenek olarak hiçbir ortak noktamız, hiçbir bağlılığımız
yoktur. Kimi Gora köylerinde Boşnaklığı kabul edenler ortaya
çıkmaya başladı. Fakat kendilerinin ne olduğunu itiraf
etmelerinin zamanı da gelecektir. Bence savaştan sonra
Gora’da Boşnaklaştırma fikrini yayan ve bunu destekleyenler
batı devletleridir. Onlar için Gora’daki halkın kendilerine
Türk demesinden ziyade Boşnak demesi daha faydalı. 1971
yılından bu yana da yapılan sayımlarda milli kimlik olarak
bizlere ya Yugoslav dendi, ya Müslüman dendi, ya da Goralı
dendi. Ama oradaki halkın kendilerini ne hissettiklerini,
yüreklerinde neyin yattığını ben çok iyi biliyorum. Ve
yüreklerdi o milli duyguların gün gelip rahat bir şekilde
dile gelmeye başlayacağından eminim” diyor. Maznikar,
Makedonya sınırları içerisinde kalan Urviça ve Yelovlyana
köylerindeki Goralılara yönelik yürütülen tüm baskı ve
asimilasyon girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığını, ora
ahalinin milli kültürlerini korumaya ve kendilerine Türk
demeyi başardıklarını belirtti. Ancak Arnavutluk sınırları
içerisinde kalan Gora köylerinin yürütülen eritme
politikalarının kurbanı olmaktan kurtulamadığını dile
getiren Maznikar, “Yusuf ve Cemile” gibi türküleri aynı
melodi fakat Arnavutçalaştırılmış şekliyle söylemek zorunda
kaldıklarını ifade etti. Buradaki köylerin çoğunun boş
olduğunu, genç neslin İngiltere gibi batı devletlerine göç
ettiklerini kaydeden Maznikar, kalanlardan da kimilerinin
kendilerine ‘Goralıyım’ demeye korktuklarını vurguladı.
Tarihi belgeler ve araştırmalar Goralılar hakkında ne diyor?
Goralıların kimler olduğuna yada ırk veya etnik
kökenlerine dair birçok tartışmalar yürütülmekte ve çeşitli
tezler ortaya atılmaktadır. Bilim adamları, tarihçiler,
sosyolog ve dilcilerin Goralıların kimler olduğuna dair
bugüne kadar yaptıkları araştırmaların kimileri
objektiflikten uzak, ya çok yüzeysel yada siyasi
yönlendirmelerin etkisi altında kalır. Ancak bilim
adamlarının fikirde oydaş oldukları çoğu araştırmalar,
Osmanlı ordularının Balkan topraklarına çıktığı zaman
Goralıları, Torbeşleri ve Pomakları isim olarak o şekliyle
bulduğudur. Başta İslam dinine mensup olmaları gibi kültür
ve yaşam tarzlarında ortak özellikler taşıyan bu halkların
Goralı, Torbeş veya Pomak isimlendirilmesinden yola çıkarak,
günümüzde Bulgar, Yunan, Arnavut, Sırp tarihçiler bu
halkları çeşitli şekillerde kendi ırkları yada halkları
olarak göstermeye çalışmaktadır. Onların İslamlaştırılmış
Bulgar, Makedon, Sırp, Rus yada Yunan’lılar oldukları tez ve
iddiaları hala güncelliğini korumaktadır.
10. ve 12. yüzyıllarda Kuzey Çin’deki Kuman ve Kıpçak
ailelerinden gelen ve Balkanlara kuzeyden inen Pomak, Torbeş
ve Goralılarla ilgili arşivlerdeki belgelere göre; ataları
çok güçlü savaşçılar olan Kuman Türkleri, soydaş Hun, Avar
ve Bulgar gibi Türk boylarının yolunu izleyerek ilk olarak
Karadeniz’in kuzeyine yerleşmişlerdir. Karpat Dağları, Orta
Avrupa ve Balkanlara ilerleyerek, Romanya, Bulgaristan ve
Makedonya’ya yerleşirler ve yerleştikleri bölgelerin
adlarını ve adlandırmalarını olduğu gibi benimserler. 1078
yılında Kuman Türkleri, Tuna ırmağının güney vadilerine daha
önce yerleşen Peçenek Türkleriyle birlikte Bizans’a saldırır
ve bir süre Edirne’yi muhasara altına alırlar. Kuman ve
Peçenek Türkleri 1078 yılında Tuna ve Sava ırmaklarının
güneyinde kurdukları federasyon 1091 yılına kadar sürer. Bu
federasyonu bir tehlike olarak gören Bizans, bu kavimleri
birbirine düşürerek, Macarların yardımıyla Bulgar
Türklerini, Peçenek Türklerinin desteğiyle Macarları imha
etti. Aynı taktiği kullanarak 1091 Lebunion savaşında para
karşılığında kendine bağladığı Kuman Türklerini Peçenek
Türklerine karşı kullandı. Böylece kurulan Kuman-Peçenek
federasyonu bozuldu. 1154 yılına kadar Kumanların bir kısmı
Kosova, Yeni Pazar ve Bosna’ya yerleşirken, bir kısmı da
kuzeye dönerek bugünkü Romanya, Avusturya, Macaristan ve
Çekoslovakya topraklarına göç ettiler. Kosova’nın
güneyindeki Gora bölgesinde bulunan Mlika köyüne yerleşenler
Balkanların ilk ve en eski camiini inşa ederler. Cami
kitabesinde “1090 yılında bu camiyi Ahmet Ağa inşa ederken,
onarımı da 1128 yılında tamamlanmıştır” yazılıdır. Söz
konusu kitabe İslam’ın buraya Osmanlıdan önce geldiğini bir
daha kanıtlamaktadır. Ayrıca burada bir hususa daha değinmek
önemlidir. Tüm bu süreçte Kuman ve Peçenekler Balkanlara
kuzeyden inerken aralarında İslam’ı benimseyenler de vardır.
Aralarında tesettürlü kadınlar olduğu gibi, yüzleri örtülü,
yakışıklı, cesur ve savaşçı Kuman ve Peçenek Türkleri
vardır. O yüzden Osmanlı orduları Balkanlara çıkarken, 1389
Kosova Muharebesinden önce diğer yerlerde olduğu gibi
Gora’da da İslam’ı benimsemiş, dillerinde ve yaşam
tarzlarında orta Asya’daki eski Türk kültürüne özgü
özellikleri yitirmeyen insanları bulmuşlardır. Osmanlıların
Balkanlarda hızlı bir şekilde ilerlemesinin önemli bir
faktörü de burada buldukları ve onlara yardımcı olup yol
gösteren, Osmanlı saflarına geçen Kumanlar, Pomak,
Peçenekler; yada Balkanlar’da bugünkü adlarıyla Torbeşler,
Goralılar ve Boşnaklar olmuştur.
Dilcilerin yaptığı incelemeler göre, Torbeş ve Goralıların
dil kökenleri, Türk şivesi Katage’ye, Kuman Oksugite ve
Arapça’ya dayanmaktadır. Bu etnik gurupların milli
kıyafetleri terlik, üç kısımdan oluşan yelek (pleten, srmen
ve şaren), entari, cübe, sitarka, çorap, duvak, skutaça,
nogavica ve altın süslü beredir. Düğünler beş gün sürer.
Düğün boyunca başta yağlı güreş olmak üzere çeşitli
yarışmalar düzenlenir. Düğünün ilk iki günü bayanlara, son
üç günü de beylere aittir. Düğünlerde genelde Osmanlı
bayrağı kullanılırken; “Yancariça”, “Dur kız sana kına
sürülecek”, “Ömer amca”, “Nebet-Bedir Aleyn Savaşı” gibi
uzun Türküler yakılır.
Tarih ve sürekli değişen yönetim, rejimler boyunca bura
insanların isim ve soyadları da sürekli dolarak
değiştirilmiştir. Örneğin: Osmanoviç Bayro – Bayroski Osman
– Osmani Bayro.
Pomak, Torbeş ile Goralıların dost, kardeş ve anavatan
olarak benimsedikleri Türkiye ve Türklerle olan
dayanışmasının en somut örneklerini son iki yüz yılda
meydana gelen 1877-78 Rus Türk savaşlarına Türk taraftarı
olarak katılımıyla; ardından da aynı desteği esirgemedikleri
Çanakkale ile Plevle muharebesinde görmek mümkündür.
Türk KFOR’u tarafından savaştan sonra Gora’da onarılan
Zli Potok köy yolu ile yaptırılan menfez açılışı sırasında
Goralı çocukların söyledikleri Türkçe şarkı, yöreden
Çanakkale savaşına katılan büyüklerine adanan ve hala
yakılmakta olan türkülerden biriydi: “Türklerin gemisi
kırmızı delikli / İçindeki askerler aslan yürekli;
Düşmanların gemisi yeşil direkli /İçindeki askerler tavşan
yürekli; Kaçma düşman kaçma tutuklanırsın/Çanakkale
boğazında teslim olursun...”
Geçenlerde Sırpların yoğun olarak yaşadığı Ştırpce
Belediyesi Koordinatörlük Merkezi tarafından Gora yöresine
gönderilip dağıtılan yardımlar arasında domuz etinin de yer
alması Gora halkını huzursuz ederken, yöredeki kimi
aydınların tepkisini toplamıştı. Goralılar, kendilerinin
İslam dinine mensup oldukları bilindiği takdirde böyle bir
faaliyeti çirkin ve saygısızca bir girişim olarak
nitelendirdiler. Sırbistan Milli Eğitim Bakanlığının
yöredeki öğretmenlere maaş vermeye devam etmesi ve İslam
dinine mensup insanlara domuz eti içeren bu gibi yardım
faaliyetlerin sürdürmesi Pan Slavizim hareketlerinin açık
bir göstergesi olsa gerek.
|