|
BALKANLAR’DA TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ 74. SAYI (MART-NİSAN)
Pazartesi akşamları bizim evde , “Sütçü Ramiz” akşamlarıdır. O akşam
yemeği erkenden yeriz. Eşim o akşam sofrayı çok çabuk toplar,
bulaşıkları daha aceleyle yıkar. Ev ödevlerini biraz yavaş ve oyalanarak
yapmayı seven İlkokul 4. sınıftaki kızım ödevlerini o akşam bir çırpıda
ve hızlıca yapıverir. Ben yemekten sonra ardı ardına üç tane yakmayı
alışkanlık haline getirdiğim sigarayı o akşam sadece bir tane içerim.
Çünkü haberlerden sonra “Elveda Rumeli” başlayacaktır. Hiçbirimiz
dizinin bir sahnesini bile kaçırmak istemeyiz.
O dizide
biz varız. Sütçü Ramiz bizim ailedendir. Kızım, kızçelerden biridir.
Eşim o diziden en çok kimi sever bilmem ama; ben dizideki Ispanak
Namık’ımdır biraz. Bütün Rumeli insanları gibi, o dizide kendimizi
buluruz.
Kan mı
çeker; yoksa orada yaşananların ve ilişkilerin sıcaklığının bizim yaşam
tarzımızı yansıtması mıdır, bizi bu diziye bağlayan ? O kadarını bilmem,
ama hiç görmediğim halde sanki ben de Pürsıçanlıyım.
Dizide
bazen Manastır şehrinin sokakları da görünür. Bugün sanki çok eski
zamanlarda kalmış sandığımız günler gözümde canlanır.
Şehrin ortasındaki
çeşmenin etrafında genç Mustafa’nın gezindiği sokaklar… Bugün belki
sadece pasaportla, vizeyle gidebileceğimiz, daha dün bizim olan o
sokaklar…
Oysa daha bir asır
önce Atamız o sokaklarda, bir Türk şehrinde Bir Türk askeri okulunda
öğrenci değil miydi?
İnsan hiç görmediği
yeri özler mi? Vallahi ben özlüyorum. Makedonya’yı, Makedonya’nın
köylerini, Atamızın gezdiği sokakları özlüyorum.
Kan mı çekiyor,
yürek mi istiyor bilmem. Ama ben o yılları, o insanları, sütçü Ramiz
Agaları, Ispanak Namıkları özlüyorum.
Makedonya’nın hiç
içime çekmediğim havasını özlüyorum. Yahya Kemal’in şiirlerinde
bahsettiği o yoksul Balkan köylerini özlüyorum. Atatürk’ün daha
Mustafa’yken dolaştığı sokakları özlüyorum.
İnsan hiç görmediği
yerleri özler mi, ben Makedonya’yı özlüyorum. |