|
BULGARİSTAN TÜRKLERİ
ERİTİLİYOR
İsmet TOPALOĞLU (*)
1 Ocak 2007 itibariyle Bulgaristan Avrupa Birliği'ne dahil edildi.Avrupa
Birliği Bulgaristan'da yaşayan azınlıkları mesele bile etmedi. Hele
Türkler,Bulgaristan nüfusunun yüzde onunu aşmış olsalar bile… Neden
Avrupa Parlamentosu Bulgaristan'a azınlıklardan dolayı baskı yapmadı? Bu
soru sadece benim değil çok insanın kafasını kurcalayan bir soru."Avrupa
Parlamentosu ikili mi oynuyor?" sorusu geliyor insanın aklına.
Yıllardan beri Yunanistan hükümeti Lozan antlaşmasına rağmen Batı Trakya
Türklerinin haklarını neredeyse hiç tanımamaktadır. Güney Kıbrıs
kesimini,adanın fiilen bölünmüşlüğüne rağmen,Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne dikkate almadan Avrupa Birliği'ne kabul ediyor. Niye?
Bulgaristan ise bir yığın çözülmemiş sorunlarıyla adeta kapılırcasına
Avrupa Birliği'ne dahil edildi. Niye?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak,daha
önce birliğe dahil edilmiş ülkelerden istenmeyen kriterleri yerine
getirmesini istiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nde azınlıklar varsa,daha önce
Avrupa Birliği'ne kabul edilen ülkelerde azınlıklar yok muydu? Bu soruyu
hep kendime sordum ve sormaya da devam edeceğim. Soruların cevabını
tarihte gezinerek bulacağımı düşünüyorum. Bu soruların cevabını ne kadar
doğru bulabilirim bilemem. En azından fikir beyan etmiş ve vicdanen
kendimi rahatlatmış olacağım.
Daha yukarıda belirttiğim gibi Yunanistan'daki Batı Trakya Türklerinin
hakları Lozan antlaşmasıyla garanti altına alınmıştır. Bulgaristan
sınırları içinde yaşayan Türklerin hakları ise Bulgar hükümetleri ile
Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle bir dizi anlaşmalarıyla garanti
altına alınmıştır. Buna rağmen Yunanistan ile Bulgaristan bu anlaşmalara
sadık kalmıyorlar. İki ülke sınırları içinde yaşayan Türklerin hakları
verilmemek için akıl almaz yollara başvurulmaktadır.
Peki neden acaba, sorusu insanın aklına gelmez mi? Bu coğrafya
sınırlarında yaşayan Türk ve Müslüman azınlıkların yaşaması kimlerin
gözlerinde diken etkisi yaratıyor? Bu coğrafyada yaşayan Türklerin kime
ne zararları var? İşte bu soruların arkasında gizleniyor hakikat diye
düşünüyorum.
Osmanlı, bahsettiğim coğrafyaya Türkleri yerleştiriyor. Bu bölgede
yaşayan Türkler vergiden muaf tutuluyor. Bu bölgede yaşayan ahali özel
statüye alınıyor. Nedeni ise bu bölge,ileri karakol vazifesi
görmektedir. Orta çağlarda Avrupa Hıristiyanları kutsal topraklara haçlı
seferleri düzenlerlermiş. Kutsal toprakları yolunda ilk ciddi zorlukları
bu bölgede görüyorlarmış. Bundan dolayı ezelden beri bu bölgedeki Türk
ve Müslüman ahali Avrupa Hıristiyanlığını durdurma çabasındadır.
Birinci dünya savaşından sonra hele Balkanların demografisi neredeyse
tamamen değişiyor. Batılı ülkelerin ana hedefi Balkanlarda kalan Türk
azınlığını sıfırlamak. Bilindiği gibi Adriyatik denizinden Karadeniz'e
kadar bu şeritte Türkler yaşamaktadır. Batılı ülkeler bu şeritte
,bilhassa Rodop dağlarında yaşayan Türkleri tamamen bu coğrafyadan
kaldırmak istiyor. Bu planın ilk etabı,yörenin Türk halkını parçalamak.
Yarısı Yunan sınırları içinde,yarısı Bulgar sınırları içinde; bir kısmı
da Arnavutluk, Yugoslavya sınırları içinde kalıyor.
Halimiz
Ne yazık ki Yunanistan ile Bulgaristan,yukarıda belirtilen antlaşmalara
sadık kalmıyor. Bu güne kadar iki ülkede de Türk azınlık hakları yerine
getirilmemektedir.
Bilhassa Bulgaristan'da bu ihlaller çok açık bir şekilde görülmektedir.
Hele komünist rejim döneminde, var olan Türk okulları kapatılıyor.
Müfredata haftada iki saat Türkçe ders konulmakla yetiniliyor. Bu iki
saat Türkçe derslerinin,yine Türkler(!) tarafından Bulgar hükümetine
dilekçeler verilerek kaldırılması isteniyor. Kimlerdi bu Türkler? Daha
altmışlı yıllarda Bulgar tarafından kendilerine hizmet için eğitilmiş
Türkler. Bunların aralarında her kesimden kişiler vardı. Genellikle
entelektüel(!) kesimden insanlar. Bu zayıf iradeli insanlar Bulgar'ın
elinde adeta bir kukla haline dönüşürler. Bir ülkede azınlıkları yok
etmek için en basit ve en etkili yöntem; uluslar arası tepkilere karşı
mükemmel bir yöntem.
En son 1984 yılı sonu Bulgaristan'da Türklerin isimleri zorla Türk
halkının iradesi dışında Bulgar ve Slav isimleriyle değiştiriliyor. Bu
insanlık dışı kampanyada ne yazık ki bazı Türkler Bulgar'ın yanında yer
alıyor. Kısacası bu Türkler kendi milletine ihanet etmiş oluyorlar.
Bulgar yine o "sadık" Türk'leri kullanıyor. Kullanılan Türkler zaman
içinde ödüllendirilecektir. 1985 yılı bazı Türkler Bulgar'ın lehine
konuşmalar yapacaklardı. Türk halkını en çok üzen bu konuşmalarda Türk
öğretmenlerin de bulunması. Bu konuşmaların mükafatı ise; Bulgar
hükümetinde en üst düzeyde görev alarak ödüllendirilmektir.
Bulgaristan bu gün "demokratik" bir rejimle yönetiliyor. 1992 yılından
beri Bulgaristan'da güya "demokrasi" var. Ne yazık ki daha önceleri gibi
bu gün de Bulgaristan'ın siyaseti şeffaf değildir. Doğru. Sistem
değişti. Maalesef rejim aynı kaldı. Son altı yılda ise Bulgaristan'da
Türkler hükümet ortağıdır. Ne işe yaradı bu hükümet ortaklığı? Türkler
bu ortaklıktan neler elde etti? Kimler yararlandı bu ortaklıktan?
Bulgaristan'da Türk azınlığı bu ortaklıktan yararlanabildi mi? Seçme ve
seçilme hariç. Tabi, Bulgaristan'ın kalkınmasına katkıda bulunulacaktır.
Neticede aynı ülkede ortak bir yaşam var. Benim bildiğim Türkler
yaşadığı ülkeye asla zarar vermezler ve ülkenin kalkınmasında yer
alırlar. Ellerinden ne geliyorsa ülkenin kalkınması için yaparlar. Bu
koşullar sadece toplumsal barış içinde gerçekleşir. Yeter ki bu
toplumsal barış tek taraflı olmasın. Tek taraflı toplumsal barış olur
mu?
Oyalama Hareketi
Bugün Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığın problemleri çözülmüş
görünüyor. Türkçe dergiler basılıyor. Türkçe gazeteler çıkıyor. Türk
okulları açılıyor. Türkçe yayın yapan televizyon kanalları açılıyor.
Hele Kırcaali bölgesine hükümet görülmemiş yatırımlar yapıyor. Bu
bölgedeki Türk halkının refah seviyesi çok yükseliyor. İşsizlik nerdeyse
sıfırlanıyor. Bunlardan hangisi doğru? Hiçbiri. Bu güne kadar ne gazete,
ne televizyon ne okul var. Kırcaali bölgesi insanının açlıktan neredeyse
nefesi kokuyor. Ekmeğini yurt dışında aramak zorunda kalıyor. Bugün bu
bölgedeki insanlarımızın durumu seksen dokuz öncesinden daha da kötü.
Adeta durum vahim. Bunlardan hiçbiri gerçekleşmiyor. Neden? Sadece
Türkçe seçmeli ders okuyabiliyor Türk çocukları. Türk dili
Bulgaristan'da yabancı dil statüsüne alınıyor. İngilizce v.s. dillerle
aynı konumda yer alıyor.
Bu kanun en son kabul edilen Bulgaristan anayasasında yer alıyor. Bu son
anayasada Bulgaristan'da kesinlikle azınlıklara yer verilmiyor. Ne yazık
ki bu anayasa bütün Bulgaristan'daki partiler tarafında konsensüsle
kabul ediliyor. Antlaşmayı Hak ve Özgürlükler Hareketi partisinin
temsilcisi, Türkler adına paraf ediyor. Neden?
HÖH, 1990 senesinde büyük bir coşkuyla kurulmuştu, Türkler tarafından.
Ne oldu bu partiye? Şimdi marjinal görünümden çıkmak çabası içinde.
Ulusal parti görünümü kazanmak çabasında. Doğrudur. Marjinal partiler
artık kabul görmüyor. Ama daha önce vazifesini yapması gerekmiyor muydu?
Türk halkını umutlandırmıştı. Oysa şimdi hayal kırıklığı yaşatıyor Türk
halkına. Neden Türk azınlığını kanunlaştırmak çabası içinde değil HÖH?
Nedir önündeki engeller? Mecliste azınlık oldukları bellidir. Bulgar
meclisi Türk azınlığın yararına hiçbir kanun kabul etmeyecektir. Bu
zaten biliniyor. Teklif verilse de reddediliyor. Ama çok başka yollar
vardır Bulgaristan'da Türk azınlığın haklarının elde edilmesi için.
Neden bu yollar denenmiyor? Neden?
Türklere Azınlık Statüsü
Avrupa anayasasına göre, bir ülkenin kendi nüfusunun yüzde onundan fazla
yabancı ırk varsa o ırk otomatik olarak azınlık statüsünü elde ediyor.
Bu doğru. Bilindiğine göre bugün Bulgaristan'da Türkler, toplam nüfusun
yüzde onunun çok üstünde. Bu sevindirici gibi görünmektedir. Aslı bu
mudur acaba? Böyle düşünerek kendimizi rahatlatmak istiyoruz. Kusura
bakmasınlar, bunları konuşanlar galiba 1985 yılını unutmuşa benziyorlar.
Bu yıla kadar Bulgaristan'da toplam nüfusun değil yüzde onu, daha fazla
Türk yaşardı. Şimdi yaşamıyor mu? Göçlere rağmen yine yaşıyor. Ama ne
yazık ki Türk isimleriyle değil, Bulgar isimleriyle yaşamaktalar. Bugüne
kadar Türk halkının neredeyse yarısı Türk isimlerini geri almamış
görünmektedir. Türk isimlerinin geri alınmasını sadece ekonomik koşullar
engellemiyor. Bu durum, vurdumduymazlıktan ve sorumsuzluktan
kaynaklanıyor. Daha bir sürü nedenden kaynaklanıyor. Bu vurdumduymazlık,
ileri tarihte Bulgaristan'da Türk diye bir topluluğun kalmayacağının
göstergesidir. Peki, bu konuda Bulgar hükümetini suçlamak mümkün mü?
Neden suçu kendimizde aramıyoruz? Neden bugün Bulgaristan Türk'ü, Türk
isimlerini geriye almıyor. Bu hususta çalışmalar neden yapılmıyor? Biz
kendi ellerimizle Bulgaristan'da Türk halkını yok etmiyor muyuz? Asıl
endişem bu. Neden?
Türkçe Eğitim
Bulgaristan'da Muallimler Birliği'nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümü,
İzmir BAL-GÖÇ önderliğinde bir panel düzenlenerek anıldı. Bu panelde
Prof. Dr. Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy hocamız çarpıcı açıklamalarda
bulundu. İki yıl önce Türkçe ilkokul kitapları hazırlayıp Bulgaristan'a
gönderiyor. Bu kitapların Bulgaristan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
incelenmesi gerekiyor. Özellikle Hayriye hocamızın demesiyle, Türkçe
ders kitaplarının Bulgaristan'daki eğitime uygun olup olmadığı konusunda
bizzat HÖH milletvekillerinden biri tarafından rapor hazırlanması
gerekiyormuş. Ne yazık ki bugüne kadar cevap verilmeye tenezzül
edilmemiş. Neden acaba?
Kırcaali ve diğer Türk bölgelerindeki insanlarımızın çocukları Türkçe
okuyamadıklarından şikayetçidir. Türkçe dersini seçmeli ders olarak
okuyabiliyorlar. Bugün dünyada İngilizce hakim. Bu dili bilmeyenin iş
bulma şansı çok düşüktür. Bir milletvekilinin asli görevi kendi
bölgesindeki yaşayan insanların derdine çare aramak değil midir? Konu
sadece bundan ibaret değildir. Üç beş bin Türk kökenli insanımızın
Bulgaristan devletinin kadrolarında yer almasıyla iş çözülmüyor.
Sözüm Yöneticilere
Bulgaristan'daki Türk kökenli millet vekilleri! Sizi hiçbir zaman
suçlamadık, suçlamıyoruz da. İşiniz sanıldığı kadar kolay değil. Bunu
bildiğimizden dolayı sizleri suçlamıyoruz. Ama siz, Bulgaristan'da
yaşayan Türk azınlığın beklentilerini yerine getiremiyorsanız, bir
dahaki seçimlerde lütfen aday olmayın. Sizlerin yerine, daha cesur
adımlar atacak kişiler geçsin. Türk halkının tamamen beklentilerini
yerine getirecek vefalı yeni arkadaşlarımız seçilsin.
Eğer sizler, Türk halkının beklentilerini yerine getirmeyip yine bir
dahaki parlamento seçimlerinde aday olursanız bu halk bu sefer sizleri
çok ciddi bir şekilde suçlayacaktır.
Kimlere hizmet ettiğinizi çok ama çok ciddi bir şekilde sorgulayacaktır.
Bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalmayı her halde istemezsiniz. Bu
konunun üzerine çok ama çok ciddi bir şekilde düşünmenizi tavsiye
ederim. İleride çok ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalmanızı
istemeyiz.
Bir de Türkiye'deki göçmen dernekleri bünyesinde yönetici konumdaki
arkadaşlarımıza unuttukları yada belki bilmedikleri bir konuyu
hatırlatmak isterim. Söylentilere göre Konfederasyon ve federasyonda
yönetici konumdaki arkadaşlarımız Bulgaristan'da işyeri sahipleri
konumundaymışlar. Cümle alem bilir ki siyaset ile ticaret bir arada
yürümez. Bizim konumuz dernekçilik, siyaset değil. Kabul edin,
Bulgaristan'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne bir milyona yakın göçmen geldi.
Bu göçmenlerin Bulgaristan hükümetiyle yığınla sorunları var. Bu
sorunların hükümetlere iletilmesi için dernekler kuruluyor. Bu dernek
yönetimindeki arkadaşlar, konuları iletmekle mükelleftir. Sizler de
kabul buyurun! Birilerinin Bulgaristan'da işyerleri varsa. Bu işyeri
sahipleri Bulgar hükümetine ne iletebilirler? Hiçbir şey söyleyemezler.
Bundan dolayı eğer Konfederasyon'da ve federasyon yönetiminde bu konumda
arkadaşlar varsa bir tercih yapmak zorundalar. Ya ticaret yaparlar ya da
dernekçiliğe devam ederler. Bu işte iki yol yoktur. Eğer öyle
arkadaşlarımız varsa, tercihlerini en kısa zamanda yapmaları gerekiyor.
Bildiğim kadarıyla dernekler halk tarafından kurulur ve daima halkın
menfaati için çalışırlar.
Tarihten Ders
Tarihte yaşanmış bir olayı sizlere aktarmak suretiyle bu yazıyı
noktalamak istiyorum:
Ünlü Roma imparatoru Sezar, Mısır kraliçesi Cleopatra'nın saraylarını
savaşmadan fethediyor. Bu olayda Sezar çok basit ve yaygın bir metoda
baş vuruyor. Cleopatra'nın insanlarından birini satın alıyor. Bu kişi,
bir miktar altın için, sarayların gizli geçitlerini Sezar'a gösteriyor.
Ve böylece kan dökülmeden Sezar Cleopatra'nın saraylarına giriyor. Bu
olaydan sonra Sezar, haini yanına çağırıyor ve vaat ettiği altınları
veriyor. Altınları verdiğinde hainin kellesinin alınmasını emrediyor. Bu
olayı izleyen kurmaylarından biri, Sezar'a şaşkınlık içinde şöyle bir
soru soruyor.
__Yüce Sezar! Size Cleopatra'nın saraylarını teslim eden adamı önce mük?fatlandırdınız
. Daha sonra kellesinin alınmasını emrettiniz. Neden?
Sezar'ın cevabı ibret vericidir:
__Bugün kendi kraliçesini bir miktar altın için sattıysa, beni çok daha
az altın için düşünmeden satar.
Bu yazımla hiç kimseyi hedef almıyorum. Hiç kimseyi kırmak yada rencide
etmek istemiyorum. Kamuoyunda bazı konuların artık acil bir şekilde, hiç
çekinmeden tartışılmasını istiyorum sadece.
Unutulmasın ki halkın menfaati, şahsın menfaatinin her zaman üstündedir.
Tarih sadakati ve ihaneti asla unutmaz.
(*) Ben Bulgaristan'ın Mestanlı
kasabasındanım. 1984 dört yılı asimilasyon politikasına karşı gelerek
arkadaşlarımla ceza evine atıldık. Seksen sekiz yılında ceza evinden
çıkarak yine kuzey Bulgaristan'ın Lom kasabasının Dondukovo köyüne
sürgün edildim. 1989 yılında sürgünden Ana vatanımıza ailemle birlikte
göç ettim.
2006 yılında "RODOPLARDA TÜRK KALMAK" kitabım yayınlandı Ve şuanda hala
yayında bulunmaktadır.
Saygılarımla;
İsmet TOPALOĞLU |